
Mutlak, inkâr edilemez, boşver denilemez büyük ve devamlı İlahi bir Kudreti, O’nun mükemmel ve muazzam kâmiliyetini görmemek ve bilmemek insanım diyen birisi için büyük bir gaflet ve kayıptır.
En zengin, en şefkat edici, en ikram edici âlemlerin yaratıcı Rabbini bilmekten ziyade, anlatmaktan öte daima medh-ü senaya, övmeye, tesbih, zikir, tahmid ve ibadetle duâya daima muhtacız ve O’na sonsuz zamanlarda sonsuz derecede muhtacız...Ezel ve ebed sultanı, geçmiş zamanların ve gelecek zamanların tek hakim-i mutlakı Cenâb-ı Erhamürrahimin’in bizleri muhatap kabul ederek fani dünyada adeta bizlerle bakiyane bir sohbet ve saadet-i daimiyi anlatan ibadet ve taat emirlerini yapmak, unutmamak ve unutulmamak bu fani geçici hayatın en önemli ve en büyük meselesidir...
İnsan bu ya! Nisyana daima bulanıyor ve isyanla neticelenen bir hayatı buluveriyor. O’nu hiçbir zaman ve zeminde unutmamak ve daima ubudiyette bulunmak için daimî ikazlara ve hatırlatmalara muhtacız...
Devamlı olarak yapmamız emredilen ve ihtiyacımız olan ibadetlerin, kulluğun yanında elbette hastalıklara, musîbetlere ve belâlara da muhatabız ve mazharız.
Yani müsbet ve menfi ibadetlere her zaman ihtiyacımız var. Çünkü hayat bir çizgi üzerinde devam etmediği gibi bu dünyanın ve ahiretin mertebeleri ancak ibadetlerin yapılmasıyla yükselirken, yapılmaması veya terkiyle de aşağılara iniyor ve hem bu dünyada, hem de ahirette başımıza belâ oluyor.
Bize düşen yüksek bir ubudiyeti ve itaati hayatın içindeki bu ikazatlarla yakalayabilmektir.
Bazen hastalıklarla, belâlarla, musîbetlerle saklanan, geçici olarak bizlere unutturulan dünyayı, dünya nimetlerini bizler de unutmalıyız. Kalbimizi ebedî olarak onlara bağlamamalı ve aklımızın, ruhumuzun ve kalbimizin başı çektiği bütün azalarımızın ağlaması ve nedametleriyle dergâh-ı İlâhiyeye el açıp yalvarmalı ve O’na sonsuz bir şekilde nida edip, duâ etmeliyiz.
Dünyanın şu geçiciliği, faniliği noktasından tabiri caiz ise bir işe yaramayan ve ahiret adına değeri olmayan, aciz, fakir, noksan ve zayıf mahlûkları övmek, yükseltmek, minnettarlıkta bulunmaktansa; Rahman, Rahim, Kadir, Gani-i Mutlak bir Rabb-i Kerim-i Muhsin’in kapısında boyun büküp, el açıp, yalvarmak ve kemal-i edeple O’ndan istemek ve O’nun verdiklerine razı olmak her şeyin fevkindedir, yeğdir ve tercih edilmelidir...
Bizim yapacağımız en güzel fiiliyat, ikazat-ı İlâhiyeye kulak vermek ve emirlerine harfiyen uymaya çalışmak olmalıdır.
Rıfat OKYAY
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir








