NurDergi

You are here: Ana Sayfa İLAHİYAT İkazat-ı İlâhiye’ye kulak vermek..

İkazat-ı İlâhiye’ye kulak vermek..

e-Posta Yazdır PDF

Mutlak, inkâr edilemez, boşver denilemez büyük ve devamlı İlahi bir Kudreti, O’nun mükemmel ve muazzam kâmiliyetini görmemek ve bilmemek insanım diyen birisi için büyük bir gaflet ve kayıptır.

En zengin, en şefkat edici, en ikram edici âlemlerin yaratıcı Rabbini bilmekten ziyade, anlatmaktan öte daima medh-ü senaya, övmeye, tesbih, zikir, tahmid ve ibadetle duâya daima muhtacız ve O’na sonsuz zamanlarda sonsuz derecede muhtacız...
Ezel ve ebed sultanı, geçmiş zamanların ve gelecek zamanların tek hakim-i mutlakı Cenâb-ı Erhamürrahimin’in bizleri muhatap kabul ederek fani dünyada adeta bizlerle bakiyane bir sohbet ve saadet-i daimiyi anlatan ibadet ve taat emirlerini yapmak, unutmamak ve unutulmamak bu fani geçici hayatın en önemli ve en büyük meselesidir...
İnsan bu ya! Nisyana daima bulanıyor ve isyanla neticelenen bir hayatı buluveriyor. O’nu hiçbir zaman ve zeminde unutmamak ve daima ubudiyette bulunmak için daimî ikazlara ve hatırlatmalara muhtacız...
Devamlı olarak yapmamız emredilen ve ihtiyacımız olan ibadetlerin, kulluğun yanında elbette hastalıklara, musîbetlere ve belâlara da muhatabız ve mazharız.
Yani müsbet ve menfi ibadetlere her zaman ihtiyacımız var. Çünkü hayat bir çizgi üzerinde devam etmediği gibi bu dünyanın ve ahiretin mertebeleri ancak ibadetlerin yapılmasıyla yükselirken, yapılmaması veya terkiyle de aşağılara iniyor ve hem bu dünyada, hem de ahirette başımıza belâ oluyor.
Bize düşen yüksek bir ubudiyeti ve itaati hayatın içindeki bu ikazatlarla yakalayabilmektir.
Bazen hastalıklarla, belâlarla, musîbetlerle saklanan, geçici olarak bizlere unutturulan dünyayı, dünya nimetlerini bizler de unutmalıyız. Kalbimizi ebedî olarak onlara bağlamamalı ve aklımızın, ruhumuzun ve kalbimizin başı çektiği bütün azalarımızın ağlaması ve nedametleriyle dergâh-ı İlâhiyeye el açıp yalvarmalı ve O’na sonsuz bir şekilde nida edip, duâ etmeliyiz.
Dünyanın şu geçiciliği, faniliği noktasından tabiri caiz ise bir işe yaramayan ve ahiret adına değeri olmayan, aciz, fakir, noksan ve zayıf mahlûkları övmek, yükseltmek, minnettarlıkta bulunmaktansa; Rahman, Rahim, Kadir, Gani-i Mutlak bir Rabb-i Kerim-i Muhsin’in kapısında boyun büküp, el açıp, yalvarmak ve kemal-i edeple O’ndan istemek ve O’nun verdiklerine razı olmak her şeyin fevkindedir, yeğdir ve tercih edilmelidir...
Bizim yapacağımız en güzel fiiliyat, ikazat-ı İlâhiyeye kulak vermek ve emirlerine harfiyen uymaya çalışmak olmalıdır.
Rıfat OKYAY
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
(Bakara-120)

HADİS-İ ŞERİF

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim-Tevbe )

RİSALE-İ NUR

Risâle-i Nur'un hocası Risâle-i Nur'dur. Risâle-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidâdı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdânınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır." (Konferans)

GÜZEL SÖZLER

Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir....

(İmam-ı Gazali Ks.)