NurDergi

Buradasınız : Ana Sayfa İLAHİYAT İnsanlar neden mutsuz olur?

İnsanlar neden mutsuz olur?

e-Posta Yazdır

Yaşadıkları hayatın açmaz bir hal aldığını açıkça gören kişiler, hayat tarzlarının bekledikleri sonucu vermemesi ve kendilerini tatmin etmemesi nedeniyle yoğun olarak sıkıntı hisseder.

Sevgisizliğin günümüzde tüm dünyayı sardığı, insanların birbirlerine gittikçe daha da yabancılaştığı çok açık gerçektir. Büyük kentlerdeki insanlar göz göze gelmez hatta birbirlerinin yüzüne bakmaz. Derin ve samimi sevgiyi yitiren insanların, adeta içleri boşalmış, kişiler manevi anlamda tükenmişlerdir.
Sevgi ve aşkı yitirdiğinde, insanın içinde korkunç bir boşluk meydana gelir ve artık yitirilenlerin yerini sıkıntı, azap, korku, gerginlik, kuşku ve panik alır. Bu acıdan kurtulmak için de birçok insan ya uyuşturucu ya da aklı örten, insan bedenine ve ruhuna zarar veren tehlikeli maddeler kullanmaya başlar. Ve doğaldır ki sonuç da çok kötü olur. 
İman etmeyen kişi para, yiyecek, içecek, zenginlik, kısacası her şeye sahip olsa da bir türlü mutlu olamaz. Elde ettiği her şeyi bir gün yitirebileceği korkusu içinde huzursuz bir yaşam sürer. İnsanların mutsuzluğuna yol açan asıl neden tabi ki Allah’tan uzak yaşamaktır. Ancak detaylandırarak inceleyecek olursak insanı mutsuz eden birçok sebep vardır. Önemli olan bunları doğru teşhis ederek çözüm aramaktır. Ne yazık ki insanımız çözümü yanlış yerlerde aramakta ve Kur’an’da aramamaktır.
Yaşadıkları durumun açmaz bir hal aldığını açıkça gören kişiler, hayat tarzlarının bekledikleri sonucu vermediğini, kendilerini tatmin etmediğini ve hatta sıkıntıya soktuğunu yoğun olarak hissederler. Ancak buldukları çözümler din dışı cahiliyenin alternatifleridir ki bu denemeler onlara birşey kazandırmaz. Çünkü cahiliye sistemleri temelde birbirinden farklı değildir; insanlar, mekanlar ve koşullar değişse de yaşanan kaygılar, amaçlar hep aynıdır. Zengin ya da yoksul, kültürlü ya da varoşlarda yaşayan kişinin de, orta halli olan insanın da asıl hedefi dünya hayatına yöneliktir.
Oysa dünya hayatı hırsla ardından kovalanmaya değmeyecek kadar kısadır. Dünyevi hiçbir şey kalıcı değildir; ölümle birlikte tüm kazanılanlar yok olucudur. Bu nedenle nefsani attığı her adım kişiyi sıkıntıya götürür.
Din dışı cahiliye toplumlarında, insanları dini yaşamaktan alıkoyan pek çok telkin vardır. Bu telkinlerin en tehlikelilerinden biri, dini yaşamanın zor olduğu şeklindeki gerçek dışı inanıştır. Bu kimseler, dini asıl kaynak olan Kur’an'dan ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinden öğrenmedikleri için, kulaktan dolma asılsız birçok inancın ‘din’ olduğunu zannederler. Dinin, hayatlarını zorlaştıracak kısıtlamalar getireceğine inanırlar. Oysa gerçekte ise Allah'ın dinini yaşamak ve emirlerini yerine getirmek son derece kolaydır.
Yüce Allah "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle  bu gerçeği tüm insanlara haber verir. Kur’an’daki tüm emir ve hükümler insanların fıtratlarına en uygun şekilde yaratılmıştır ve hiçbirinde bir zorluk yoktur. İnsan Kur’an’a tabi olup, Rabb’inin sınırları içinde yaşadığında gerçek mutluluğu yakalayabilir. Kuluna can veren Allah, onun mutlu ve huzur içinde yaşayacağı en güzel sistemi de yaratmıştır.
Bediüzzaman Said Nursi de Şualar’ında kolay ve güzel bir yaşama ancak samimi olarak din yaşandığında kavuşulabileceğini söyler:
"İman ve tevhid yolu, gayet kısa ve doğru ve müstakim ve kolaydır. Ve küfür ve inkâr yolları gayet uzun ve müşkilâtlı ve tehlikelidir. Demek bu istikametli ve hikmetli ve herşeyde en kısa ve kolay yolda sevk edilen bu kâinatta, elbette şirk ve küfrün hakikatları olamaz ve İman ve tevhidin hakikatları, bu kâinata güneş gibi lâzım ve vâcibdir.” (Şualar, Sf.490)
İnsan dünyaya değil, Rabb’ine yöneldiğinde huzuru bulur, ancak O’na yakın, O’na dost olduğunda bu sıkıntılardan kurtulabilir. Kalbi, “…yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Rad Suresi, 28)

 Allah’a yakın olmayı, O’nu hoşnut etmeyi dileyen insan, O’nun Kendisini tanıttığı hak kitabı okur, düşünür ve yol gösterici olarak ona tabi olur. Kişinin karakterini ve yaşam tarzını belirleyecek kıstas Kuran'dır. Ve bu yol gösterici, ona uyanı karanlıklardan aydınlığa çıkaracaktır.
Kur’an'a tabi olarak kazanılan karakterde sıkıntı, huzursuzluk ve kaygı olmaz. Kur’an ahlâkıyla ahlâklanan kişi kesinlikle güzel bir yaşama, dengeli bir ruh haline ve güzel davranışlara sahiptir. Yüce Allah’ın bu karakteri yaşayan müminlere vereceği karşılık ise en güzelidir.
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 38)

Fuat TÜRKER

 

Share Button
 

AYET MEALİ

- Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.
- Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
- (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.
(Bakara Suresi, 183-184-185)

HADİS-İ ŞERİF

- Her kim inanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.
- Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.
- Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.
- Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.
(Tirmizi, Müslim)

RİSALE-İ NUR

Ramazan-ı Şerifte mü’minler derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letâifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar mâsumâne gülüyorlar.
Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubûdiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.
(Mektubat)

GÜZEL SÖZLER

Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.
Ramazan-ı Şerif; bu fani dünyada, fani ömür içinde ve kısa bir hayatta baki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bakiyeyi tazammun eder, kazandırır.
(Bediüzzaman)

FAİZ YİYENLER - VİDEO