NurDergi

Buradasınız : Ana Sayfa İLAHİYAT Günümüzün Hastalığı: GİZLİ NİKAH

Günümüzün Hastalığı: GİZLİ NİKAH

e-Posta Yazdır

Günümüzün hastalığı haline gelen konulardan biriside gizli nikah meselesi. Resmi nikah caizmi? İmam nikahı yeterli mi? Gizli nikah olurmu? Ve gizli evlilikler..

* Zamana göre İslamı yorumlama anlayışı zarar veriyor..
Çok az eğitimi ve bilgisi olmasına rağmen insanımızın en çok bilmişlik tasladığı şeylerin başında dini konular geliyor. " Bana göre şöyle, Bana göre böyle" diye ahkam kesmekten hiç sıkılmıyoruz.
Hele bunu yapanlar belli mevki ve makamları işgal edenler olunca kolayca inandırıcı olabiliyor. " Koskoca Profösör böyle diyor. Sen ondan daha iyimi bileceksin" yada " Falanca hoca böyle demiş, ona inanmıyacağım da kime inanacağım." gibi işine geleni istediği yöne çekmeye çalışanların sayısı gittikçe artıyor.
"Hem müslüman olalım hemde keyfimize göre yaşayalım." fikriyle yola çıkılarak yaygınlaştırılan " İslamı Zamana göre yorumlamak" anlayışı da toplumu ya dinden uzaklaştırıyor, ya da küfre götürüyor.
Günümüzün hastalığı haline gelen konulardan biriside nikah meselesi. Resmi nikah caizmi? İmam nikahı yeterli mi? Gizli nikah olurmu? Doğum kontrolunün yaygınlaşması ve doğum endişesinin ortadan kalkması ile zinanın dünyada nasıl yayıldığını görüyoruz.
Şimdi de İslam dünyasına zina gizlice girmeye başladı. Gittikçe zenginleşen toplumumuzda ikinci ve üçüncü eş isteğinin artması ve içinde bulunduğumuz şartlarda bunun mümkün olmaması üzerine gizli nikaha yönelmek.
Ekonomik durumu iyi olan gençlerin sırf cinsellik arzusuyla kendi aralarında gizli nikah kıymaları. Zengin işadamlarının genç, güzel, fakir kızları maddi imkanlarla ikna etmesi. Gittikçe yayılan beş yıldızlı turistik otellerin islamı kimliğe bürünmesi de bu işi kolaylaştıran etkenlerden birisi.
Bu konuda bilerek veya bilmeyerek çanak tutanların sayısıda oldukça fazla. "Medeni müslüman yada modern müslüman" olalım derken ipin ucunu kaçırmak.
Herneyse uzun lafın kısası nikah meselesini uzmanların görüşleriyle aktarıyoruz. İsteyenler istifade edebilir.
* Nikah, kadın ve erkeğin yaptığı bir sözleşmedir..
Nikâh bir akit, sözleşme ve anlaşmadır. Bunun için bazı şartları vardır. Bu şartlardan birisi yerine getirilmezse nikâh sahih olmaz.
1. Evlenecek kişilerin veya vekâletlerini verdikleri şahısların hazır bulunması.
2. Tarafların irade beyanı. Evlilik akdini kabul ettiklerine dair eşlerin “kabul ettim” şeklinde ifade etmeleri.
3. Kızın velisinin izninin olması. Bu hüküm Hanefi mezhebi hariç diğer mezheplere göredir.
4. Şahitlerin hazır olması. Bu şahitler, ergenlik çağına ermiş, aklı başında iki erkek veya bir erkekle iki kadın olmalıdır. Yani şahitlikte mutlaka bir erkeğin bulunması icap eder.
Bunlardan başka bir şart daha vardır. O da nikahın duyurulmasıdır. Bu Malikilere göredir. Ancak Osmanlı Aile Hukuku kararnamesinde de mahalle kadısına kayıt yaptırılmayan nikahların geçersiz sayılacağı ifade edilmiş ve resmi nikah üzerinde ısrarla durulmuştur.
Resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasını uygun görmüyoruz. Özellikle kadının dini ve dünyevi hukukunun korunması açısından dini nikahın yanında resmi nikahın da yapılmasını gerekli buluyoruz.
Nitekim Osmanlı Aile Hukuku kararnamesinde de mahalle kadısına kayıt yaptırılmayan nikahların geçersiz sayılacağı ifade edilmiş ve resmi nikah üzerinde ısrarla durulmuştur.
Yalnız kalınca günah işlemiş olmamak için dini nikahı tercih ediyorlar. Halbuki daha sonra telafisi çok zor durumlarda kalabiliyorlar.
Bir kadın ve erkek aileden habersiz ya da ailenin izniyle şahitler huzurunda nikahlansalar karı koca sayılacaklarından erkek boşamadan kadın başkasıyla evlenemez. Bu açıdan çok tehlikelidir. Nitekim bize bu konuda onlarca soru geliyor. "Ben bir erkekle dini nikah kıydırmıştım. O beni boşamıyor ne yapayım" " Ben dini nikahtan boşanmadan başkasıyla evlendim. Zina sayılır mı" gibi tüyler ürperten pek çok problemle karşılaşıyoruz. Bu durumda sonunda telafisi imkansız olaylar olabiliyor. Bu nedenle resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasını asla doğru bulmuyoruz.
Bir kızcağız telefonun öbür ucundan soruyordu:
– Okuldaki arkadaşımla gizli dini nikah yapmak istiyoruz, ne dersiniz?.
Tepkili cevabım sert oldu herhalde.
– Ben, dedim, intiharın her türlüsüne karşıyım. Hayatının baharında bir genç kızın ailesinden habersiz gizli nikahla hayatını baştan riske sokması, büyük ihtimalle bir intihar gibidir. Erkek için aynı derecede olmasa da kız için sonuç bundan başkası değildir.
– Çaresi yok mu bunun? diye üsteledi kızcağız.
– Var, dedim. Hem de çok kolay.
Heyecanlandı:
– Lütfen onu söyleyin hemen.
– Resmi nikahla evlenmek. Böylece kendini ve aileni büyük bir yıkıma uğramaktan kurtarmak.
– Ama şu anda buna imkan yoktur. Ne ailem buna razı olur, ne de bizim okul ve yaş durumumuz buna müsaittir.
– Demek hem yaş, hem okul, hem de aile durumu müsait olmadığı halde, siz yine de gizlice dini nikahla evlenmeye cesaret edebiliyorsunuz. Bu acelenin sebebi ne ola ki?
– Uzun zamandır birlikte arkadaşlık etmekteyiz. Birbirimize çok alıştık. Önümüzdeki bu manileri düşünemez hale geldik sanki. Dini nikah yaptırmayı göze alıyoruz artık.
Evet cinsel duygularına kapılıp mahremiyet sınırlarını aşıp da yabancıyla yüz yüze göz göze yaşamaktan kaçınmamak, işte böyle sonucu düşünemez hale getirir tarafları. Ömür boyu pişmanlık duyacakları hatayı göze aldırır. Sadece kendilerini değil ailelerini de perişan hale sokarlar.
Kaldı ki, Şafiiye göre, velinin izni olmadan dini nikah yapılamaz.
Hanefi'de de, taraflar denk değilse velinin itiraz edip ayırma hakkı vardır
Bunlardan başka resmi nikahtan önce dini nikah yapmak da kanunen yasaktır artık.
Ama bütün bu engelleri cinsel duygularına esir olanlar düşünemezler ki!.. (Ahmed ŞAHİN)
* Bütün mezheplere göre nikahın ilan edilmesi gerekir.

Şahitsiz ve ilansız, yalnızca iki tarafın (erkekle kadının) karşılıklı rızaları ve irade beyanları (seninle evlendim, evleniyorum demeleri) ile yapılan evlenme akdinin sahih ve geçerli olmadığı, böyle bir evlenme ile birleşenlerin zina etmiş olacakları konusunda ictihad birliği vardır.
İki büyük fıkıh mezhebinden Şafiîlere göre, ergenlik çağına gelmiş olsa bile kız kendi irade beyanı ile evlenemez, onu evlendirecek olan kimse velîsidir. Hanefîlere göre ergenlik çağına gelmiş olan kız nikahta taraf olabilir, onun rıza ve irade beyanı ile evlenme akdi yapılabilir.
Bütün mezheplere göre nikahın (evlenme akdinin) ilan edilmesi; yani gizlenmemesi, çevreye duyurulması sünnettir. İmam Mâlik'e göre yalnızca şahitlerin bildiği ve tarafların isteği üzerine onların da gizledikleri nikah fâsiddir, selahiyetli makamca bozulur ve taraflar ayırılır.
Evlenmenin din, ahlak, hukuk, aile ve cemiyetle ilgili yönleri, etkileri, sonuçları vardır. Evlenme akdi yalnızca cinsel ilişkiyi caiz kılmaz, bunun yanında taraflara birçok haklar ve ödevler de yükler. Müminlerin eşleri dışında kalan ana baba, büyükler, kardeşler ve diğer hısımlara karşı da hukuk ve ahlak alanına giren ödevleri vardır. Ana babaya haber vermeden, onların rızasını almadan evlenen gençler ana babayı derinden üzmüş ve kırmış olmaktadırlar. Bu kırgınlıklar bazen hayat boyu sürmekte, aile ilişkileri temelden sarsılmaktadır. Bu konu kendisine sorulan hocalar, dar açıdan (yalnızca evlenme akdinin unsurları yönünden) bakarak caiz derken, işe bir de evlilik hukuku, aile ilişkileri ve ahlak açısından bakmalı, kendi kızları ve oğulları haber vermeden biriyle evlense bunun kendilerini nasıl etkileyeceğini düşünmelidirler. Anaya babaya haber vermeden, onlardan izin almadan, şahitlere gizlemelerini tembih ederek, nüfusa da kaydettirmeden evlenme akdi yapanların evlilikleri, yalnızca cinsel ilişkiyi zina olmaktan çıkarsa bile -ki, yukarıda açıklandığı üzere bunu da kabul etmeyen ictihadlar vardır- evlenme hukuku, ana baba hakları ve ahlak bakımından birçok sakınca taşımakta ve günaha sebep olmaktadır. Önemlice sakıncalarından biri de, kızın ayrılmak istemesine, hatta fiilen eşini terk etmesine rağmen erkeğin onu boşamaya yaklaşmaması, bu durumda -araya hakemler girerek boşamayı sağlayıncaya kadar- kızın bir başkasıyla evlenmesinin imkansız hale gelmesidir.
Bizim tavsiyemiz, evlenmeyi zorlaştıran gelenekleri aşarak kolay ve ucuz evlenme yollarının açılması, erkeklerin ve kızların evlenme yaşlarının öne alınması (yirmi beş, otuz yaşlarına kadar bekletilmemesi), mesela öğrenci iken evlenen çifte geçim yardımı yapan hayır kurumlarının oluşturulması ve bu kolaylıklar hasıl olunca da ana babaya haber vererek, onların rızalarını alarak evlenmenin gerçekleştirilmesidir. Ana babalara düşen vazife de gelin ve damat seçiminde önceliği çocuklarına vermeleri, ortada önemli bir engel bulunmadıkça talepleri geri çevirmemeleridir. Gizli evlenmelerin başlıca sebepleri arasında evlenmeyi zorlaştıran ve -yukarıda açıklanan- Hz. Peygamber'in (s.a.) sünnetine de aykırı olan zorluklar, ekonomik sıkıntılar, ana babaların anlayış göstermemeleri gibi hususların bulunduğu unutulmamalıdır. (Prf. Dr. Hayrettin KARAMAN)
* Gizli nikah, zinanın meşrulaştırılması çabasıdır.
-Şer'an velilerinin izni olmadan kıyılan nikah geçerli midir? Çünkü yüksek okullarda ve çeşitli mekanlarda gençler kendi aralarında anlaşarak nikahlarını kıydırıyorlar. Buna açıklık getirirseniz memnun kalırız?
Aralarında evlenme engeli bulunmayan akıllı ve ergin bir erkekle kadın, iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunduğu bir mecliste evlenme iradelerini açıklayarak bizzat evlenebilirler. Hanefi mezhebine göre nikah için velilerinden izin alarak veya velilerinin de katılmasıyla böyle bir evlilik akdini yapmaları müstehab sayılmıştır.
Evlilik gibi en önemli akidlerden olan bir muamelede velilerin haberleri olması ve onların rızasının alınması İslamî edeb, ahlak ve faziletin de gereğidir. Ancak veli izninin bulunmaması Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'a göre nikahın sıhhat şartlarından olmayıp gereklilik (lüzum) şartlarındandır.
Diğer yandan evlenecek erkek veya kadını nikah sırasında bizzat velilerinin temsil etmesi de mümkün ve caizdir. Ancak bu durumda, evlenecek olan eşler hazır bulunmazsa, veli veya vekillerin onlardan izin ve yetki almış olması gerekir.
Hanefiler dışında üç mezhep imamına göre ise kadın akıllı ve ergen olsa nikah akdinde bizzat irade beyanında bulunamaz. Onu nikahta velisi temsil eder. Aksi halde nikah geçerli olmaz. Bu konuda Hanefi mezhebinin kadına irade serbestliği tanıdığını görmekteyiz. Ancak veliye, gerekli durumlarda evliliği feshettirme yetkisi tanınarak kadının karışılaşabileceği bazı sıkıntılı durumlara karşı onu koruma esası getirilmiştir.
Gizli nikahın hükmü: Dışarıda açıklanmamak üzere gizlice yapılan nikah akdi caiz değildir. Ancak nikah akdi şahitlerin önünde yapılıp da sonradan şahitlere bunu gizlemeleri ve dışarıda açıklamamaları tavsiye edilse, bu, gizli yapılmış sayılır.
Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi'ye göre böyle bir evlilik gizli yapılmış sayılmaz. Çünkü şahitlere sonradan yapılacak gizli tutma tavsiyeleri nikah akdine zarar vermez.
İmamı Malik ise, evliliğin topluma ilanını bir şart olarak kabul ettiği için gizli yapılan veya şahitlerden gizlemeleri istenen bir nikahı geçerli saymaz. (A.g.e., Sh. 163)
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte nikahla ilgili olarak: "Ey gençler zümresi! Kim içinizden evlenmeye muktedirse evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Zira oruç onun için bir korunmadır." demiştir.
Kanaatimizce nişanlılık döneminde veya gizli bir nikah sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri vurgulamakta yarar var:
a) Gizli bir nikahı bir an önce ilan ederek evliliği meşru zeminde devam ettirmek gerekir. Nişan vuku bulmuş ise bu vesile ile nikah kıyılmışsa yakın bir zamanda düğünün yapılması güzel olur.
b) Resmi nikahtan önce dini nikah akdi yoluna gitmemelidir. Çünkü İslamî nikah bazı fiilleri meşru hale getirirken kişilerin rahat hareketine müsaade ediliyor. Halkın arasında rahat dolaşılıyor.
Diğer insanlar bu hali müşahede ediyor. İstenmeyen bir hal vaki olunca ayrılık vuku buluyor. Kadının zarar görmesi kaçınılmaz hal alıyor. Manevi değeri de düşüyor.
c) Taraflar erken nikaha karar vermişler ise kadında bir boşanma yetkisi (Tefvizi talak) olması uygun olur. Çünkü bazı ayrılıkların sonunda erkeklerin kadınları boşamadıklarını müşahede ediyoruz. Hatta önceki erkekten boşanma vaki olmadan bir başkası ile evlendiği oluyor ki, nikah üstüne nikah caiz değildir.
d) Nişan ve gizli nikahtan sonraki ayrılığın neticesinde mehir meselesi de müşkül hal alıyor. Kişiler arasında kul hakkı teşekkül ediyor.
Erkeğin, evlenirken karısına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya sair bir mala mehir denmektedir.
e) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre nişanlıların ve ailelerin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması ve tüketilmesi durumunda bağıştan geri dönmemeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça bağıştan geri dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda götürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.
Malikilere göre hediyelerin durumu, nişan bozanın erkek ve kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.
Şafi ve Hanbeliler'e göre ise nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmündedir. Hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir.
Bir kimse evlenmek isterse, İslam terbiyesini almış, Kur'an ve Sünnete bağlı Hz. Hatice ve Ayşe annemizi taklit eden, Rabbine tevekküllü zevk edinen, mahşerde vereceği hesaba göre kendisini hazırlayan bir kadınla evlenmek için çaba göstermelidir.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kadın dört şey için nikahlanır. Malı, güzelliği, soyu ve dini için. Sen dindarı tercih et." (Buhari)
Erkek de elbette Kur'an ve sünnete bağlı, sorumluluğu müdrik, emanet ehli, Muhammedî ahlaka sahip, Allah korkusu ile kendini tezyin eden, ehli takva bir Mü'min olmalı. (Abdullah GÜZEL)
* Nikah konusunda gözümüze takılan bazı hususlar.

"Ebu Hureyre (r.a) den rivayet edilmistir: Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki: Kadin dört sey için nikahlanir: Mali için, nesebi için, güzelligi için ve dini için. Sen dini için al, yoksa sikintiya düçar olursun" [Buhari, Kitab-un-nikah]
Bazi kardeslerimizin dindar olmayan hanimlarla evlendiklerini müsahade ediyoruz. Bazen hanimlar evlendikten sonra çok ama çok dindar olacaklarina dair sinyaller veriyor, bazen de bizim mücahid kardeslerimiz öbür cepheden, hatunlarin (çogu kez, cazibeli olan hatunlarin) hidayetine vesile olmak için kendi bekarlik hayatlarini feda ediyorlar!
Tabii böyle bir hanimla evlenen her müslüman, öte yanda bir bacimizi açikta birakmis oluyor. Maalesef isin yaklasik manzarasi bu... Halbuki o tür hanimlardan bin tanesi bizim bir bacimizin eline su dökemez. Üstelik dindarligi veresiye olan o hatunlar da, evlendikten sonra genellikle verdikleri sinyallerin veya umulanin çok altinda performans gösteriyorlar. Egreti bir basörtüsü, bir türlü ayaklara inemeyip dizler ile bilekler arasinda kararsizlik içinde bocalayan etekler, pardesüler...
Kisacasi bizden olmayanlara su veya bu mazeretle ragbet gösterip bizden olanlari açikta birakmak müslümana yakismaz. Yukaridaki hadise müracaat.
Daha suurlu ve hatta "radikal" kardeslerimize gelince onlar bacilara taliptirler. Bacilarimiz da onlara. Buraya kadar iyi, güzel. Ama ne var ki onlarin da kafalarinda müstakbel eslerinde aranan sartlari havi, uzuun listeler var. Tabii o sartlari saglayan Adem oglu veya kizinin varligi ihtimal hesablarinda sifira fena halde yaklastigindan, bizim müslümanlarimiz otuz yaslarina kolaylikla bekar olarak erisiyorlar. Bu fitne zamaninda yazik degil mi kendilerine, yazik degil mi ümmete?
Insanin müstakbel esinden beklentileri ne kadar çoksa, evlendikten sonra hayal kirikligina ugramasi ihtimali de o kadar çok olur. Öyleyse beklentileri en aza indiriniz. Simdi akla su soru gelebilir: Hangi ölçüye göre en az? Yine yukaridaki hadise müracaat. Diger bir deyisle, esiniz olabilecek kisinin dinini, ahlakini sorusturun. Netice olumlu ise ve bir de "görme" kismi tamamsa hemen isi bitirin. Evlenin ve süratle çogalin. (Evet ne yazdigimin gayet farkindayim: süratle çogalin. Hatta çocuklariniza da böyle vasiyet edin!)
Toparlarsak:
Beklentiniz sadece din olsun.
Görme kismi da tamamsa isi hemen baglayin.
Anneler, babalar da isi zora kosmasinlar, maddi külfetleri suni bir biçimde arttirmasinlar. Kizin dindar ve begenilmis olmasi yeter. Erkegin de dindar ve begenilmis olmasi, ailesini geçindirmeye yetecek bir isi olmasi yeter. Bu konuda anne babalar bir az tutucu iseler, gençler onlari islerin kolaylastirilmasi yönünde ikna etmeye calissinlar.
Bir baska müsahede ettigimiz uygulama da nisanli çiftlerin görüsmelerini ser'an kolaylastirmak için erken kiyilan Islam nikahidir. Böylece çiftler tokalasabiliyorlar, yan yana oturup sohbet edebiliyorlar, hatta el ele tutusup gezebiliyorlar (neuzubillah). Ama zifaf nedense hep resmi nikahdan sonra gerçeklesiyor. Aslinda "neden"i basit diyeceksiniz: Nisanin bozulmasi ihtimalinden dolayi zifafa Islam nikahini müteakip girmek uygun olmaz. Iyi ama o zaman su sorular akla geliyor: Islam nikahi tokalasmanin erkenlestirilmesini mübah kiliyor da niye zifafin çabuklastirilmasini mübah kilmiyor? Eger onu da mübah kiliyorsa ve nisanin bozulmasi ihtimalinden dolayi zifaf sakincali ise, tokalasma, beraber oturma gibi yakinlasmalar niçin sakincali olmuyor? Isterseniz söyle soralim: Ilk nisaninda bir takim yakinlasmalar yasamis olan bir kisiyi eslige kabul ederken mideler rahat olacak mi? Hem eger, bu durumda, nisan bozulursa, soranlara, "nisanimiz bozuldu" yerine, hani su helallerin en sevimsizi olan bosanmadan bahsetmemiz, "bosandik" dememiz gerçege daha yakin olmaz mi?
Müslüman, Islam nikahina ragmen zifafi, hiç bir ser'i kiymeti olmayan, fakat mecburi bir formalite olarak kabul ettigi resmi nikah sonrasina erteleyince, bu durum resmi nikaha daha fazla tazim edildigi, -- öyle kastedilmese de -- görüntüsü vermiyor mu? Böylece topal bir Islam nikahi sekli ortaya çikiyor.
Öyleyse, Islam nikahini nefsimize uygun gelen bazi kolayliklara alet etmeyelim. Su denilebilir: peki taraflar nisanlilik süresinde birbirlerini nasil taniyacak? Deriz ki: Müstakbel eslerin birbirini "daha iyi" tanimasi fikri modern hayatin bir saplantisidir. Esler birbirini nisanlilik süresinde taniyamaz. Belki erkek ve kiz aileleri birbirlerine bu sürede biraz daha asina olurlar o kadar. Evliligin yürümesi ihtimali beklentilerin azligina baglidir, nisanlilarin görüsme sürelerinin uzunluguna degil. Onun için nisanliligin kisa tutulmasinda fayda mülahaza ediyoruz. Müslümanlar modernlerin usüllerine adapte olacaklari yerde Islami prensipleri rehber edinmekte daha titiz olmalidirlar.
Öyleyse, bu islerde takip edilecek siraya dair teklifimiz sudur:
Karsi tarafin din ve ahlaki iyice arastirilsin.
Kiz erkek birbirlerini görsünler. Bu da tamamsa:
Istihare yapilsin. (Baskalarini uykuya yatirarak degil, bizzat kendisi duayi ezberleyerek, manasini ögrenerek, sünnete uygun sekilde, yani iki rekat namazin akabinde okuyarak. Uykuya yatma, rüya bekleme sünnette varid degil. Dua edilir ve bizi yoktan var eden zata tevekkül edilir, o kadar...).
Nisanlilik süresi kisa tutulsun. Bu müddet zarfinda kiz ve erkek hafifliklerden kaçinsinlar. Aileleri ile birlikte kadin erkek ayri oturarak görüsmeye riayet etsinler.
Velimeden bir kaç gün önce resmi nikah denen uyduruk formalite, kimseyi davet etmeden, gözlerden irak bir sekilde tamamlansin. Taraflar Islam'da na-mahremlere cari olan yasaklara riayete devam etsinler. (Böylece bizim nazarimizda Islam nikahinin nikah oldugu, resmi nikahin ise bes paralik kiymeti olmayan bir formalite oldugu dosta, düsmana ayan beyan izhar da edilmis olur.)
Velimeden hemen önce hakiki nikah kiyilsin.
Bizce suurlu, ciddi müslümanlara yakisan tertip budur...  (Muaz ÖZYİĞİT)
* Mevcut kanunlara göre nikah meselesi

Birinci fıkradan kolayca anlıyoruzki olağan evlenme yaşı hem kadın hem de erkek için 17 yaşın doldurulmasıdır. Kural olarak 17 yaşını doldurmayan kadın ve erkek evlenemez.
İkinci fıkra ise bu kurala istisna getiriyor. Nedir bu istisna?
"Olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple 16 yaşını doldurmuş olanlar ANCAK HAKİM kararıyla evlenebilirler.
İkinci fıkrayı da açıkladıktan sonra değinilmesi gereken bir konuda şudur:
Farzedelim Kadın ve erkek 17 yaşını doldurmuş durumda lakin 18 yaşını doldurmamış durumdalar. Bu durumda da MK. m. 126 hükmü gereğince ("MK. m. 126:Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.") ana-babanın veya diğer yasal temsilcilerin (vesayet makamı gibi) izni olmadan evlenilemez.Yasal temsilci hiçbir neden yokken evlenmeye karşı çıkıyorsa bu durumda da mahkemeye başvurup evlenmek için gerekli izin alabilir.Tabi bu durumda yasal temcilcinin izin verip vermemesi bişey değiştirmez.
Özetlemek Gerekirse;
-16 yaşını doldurmayanlar hiçbir surette evlenemez.
-16 yaşını doldurup 17 yaşını doldurmayanlar, olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple olmak kaydıyla ve hakim izniyle evlenebilirler.
-17 yaşını doldurup 18 yaşını doldurmayanlar, yasal temcilcilerinin(normal şartlarda anne-baba) izni ile eğerki izin verilmiyorsa hakim kararıyla evlenebilirler.
18 yaşını dolduranlar herhangi bir koşul olmadan evlenebilirler. Bu şartlara haiz olup evlenenler, nafaka, miras ve çocuklar konusunda kanunen hak sahibi olurlar.
Dini nikah ise ancak resmi nikah kıyıldıktan sonra kıyılabilir. Aksi durum suçtur. Mevcut kanun hükmüne göre resmi nikahın kıyıldığını gösteren resmi belgeleri görmeden dini nikah kıyanlar cezalandırılır. İmam nikahı kadınlara yasalar karşısında hiç bir hak tanımamaktadır. Kadın eşinden ayrılmak durumunda kaldığı takdirde, nafaka talep edemez ve mirasta pay sahibi olamaz. Ayrıca şikayet halınde zina etmiş gibi işlem görebilir. (Av. Salih GÜNDOĞDU)
NurDergi - Araştırma


 

Share Button
 

AYET MEALİ

Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kim Allah'ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a teslim ettim." Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kullarını hakkıyla görendir.
Kim İslam'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
(Âl-i İmrân Suresi, 19-20-85)

HADİS-İ ŞERİF

"Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekabet etmeyin, hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihanet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.’’
(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

RİSALE-İ NUR

Hem meselâ, müthiş bir hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa, birden, zemin denilen hastahane-i kübrâda bulunan bütün dertlilere, âlem denilen eczahane-i ekberden ilâçları ve dermanlarıyla şifa ihsan etmek yüzünde, Rahîm-i Mutlakın cemâl-i şefkati ve mehasin-i rahîmiyeti küllî ve şâşaalı bir surette görünür.
Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa, o cüz’î fakat alîmâne, basîrâne, şuurkârâne olan şifa vermek dahi, câmid ilâçların hâsiyetlerine ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata verilir, bütün bütün mahiyetini ve hikmetini ve kıymetini kaybeder.
(Şualar)

GÜZEL SÖZLER

Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.
(Hz. Ali (r.a))

MEZHEBSİZ OLUNUR MU - VİDEO