
Günahlardan uzak, Allah’a yakın bir hayat, insanın yaratılışına ve ruhuna çok uygun düşer. İşte bu sebeple, çocuklar Ramazan Ayı’nı ve orucu çok severler.
Ramazan Ayı’nın en önemli özelliği, oruç ibadetini hayatımıza getirmesidir. Oruç, imsak dediğimiz günün ilk anlarından başlayarak, iftar denilen akşam vaktine kadar, yememek ve içmemek, eğer evliyse cinsel ilişkide bulunmamak demektir.
Aslında imsak, tutmak demektir. Ramazan Ayı dışında, serbest ve helal olan dünya nimetleri, bu ayın gündüzlerinde Müslümanlara yasaklanmaktadır. Bu sebeple Müslümanlar, kendilerini tutar, nefislerine hakim olur, başka zamanlarda helal sayılmış olan dünya nimetlerinden uzaklaşırlar.
Böylece, Ramazan Ayı’nda Müslüman oruç tutar, ama, oruç da Müslümanı tutar. Oruç, Müslüman’ı Allah’ın emri üzere tutar, günaha bırakmaz. Bu önemi sebebiyle oruç, İslam’ın 5 temelinden birisi olmuştur.
Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicretinden bir buçuk sene sonra, oruç tutmak Allah tarafından emredilmiştir.
Bakara Suresi’nin 183. Ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur:
“-Ey iman edenler! Sizden öncekilere borç olarak yazıldığı gibi, sizin üzerinize de, oruç tutmak yazıldı.”
Oruç ibadetinin en önemli özelliği, insanları kötülükten alıkoyması, nefsin azgın isteklerini bastırıp susturmasıdır. Bu gerçeği, Efendimiz (s.a.v.) şöyle açıklar:
“-Oruç, bir kalkandır. (Oruçluya saldıran kötülüklerden, onu korur.) Oruçlu bir insan, cahillik edip kötü söz söylemesin. Oruçlu, kendisiyle dövüşmek, itişip dalaşmak isteyen kimseye, sadece, “Ben oruçluyum” desin.”
Bu hadisten anladığımıza göre, oruçlu, her türlü günahtan uzaklaşır. Ancak bununla da yetinmez, kendisine sataşana bile, oruç ibadeti zedelenmesin diye karşılık vermez. Bundan dolayı, Ramazan Ayı, insanları melekleştirir; suç oranlarını azaltır, yardımlaşma duygularını çoğaltır.
Oruç, insanın maddi, dünyevi ve şehevi duygularını azaltır. Bu sebeple Peygamberimiz, nefislerinin baskısından kurtulabilmek için bekar gençlere oruç tutmayı tavsiye etmiştir.
Ramazan Ayı’nın bu özelliğini Güzeller Güzeli şöyle açıklar:
“-Oruç ayı geldiğinde, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve bütün şeytanlar zincire vurulur.”
Bu imtihan dünyasında, nefsimizle ve şeytanla başetmemiz ve onları yenmemiz için, bu ay bize bir avantaj sağlıyor. Nefsin burnu oruçla yerlere sürtülüyor. Şeytanlar bağlanarak, tesirleri azaltılıyor. Böylece insana kul olmakta bir kolaylık ve üstünlük sağlanıyor. Bu avantajını kullanarak, kulluk bilincini ve sevincini geliştiren Müslüman, Ramazan’dan sonra da, bu güzelliği elbette yaşamak isteyecektir.
Günahlardan uzak, Allah’a yakın bir hayat, insanın yaratılışına ve ruhuna çok uygun düşer. İşte bu sebeple, çocuklar Ramazan Ayı’nı ve orucu çok severler. Onların zaten günahsız ve masum olan varlıkları, adeta oruç ibadetiyle özdeşleşir. Bu yüzden, daha oruç tutmamaları gereken yaşlarda bile, büyük bir aşk ve şevkle bu ibadete yönelirler.
Hatta bazen, “İlla da oruç tutacağım!” diyerek, anne-babalarına nazlanırlar. Oysa ki oruç, görünüşte çocuklar için sadece açlık ve susuzluktur. Hele de uzun yaz günlerinde çok zordur. Ama bu zorluklara rağmen, onlar oruç ibadetine büyük bir istek duyarlar. Bu da, orucun, ne kadar insani ve fıtrata uygun bir ibadet olduğunu gösterir.
Ben, anne-babalarına rağmen, hem de sahursuz olarak gizlice oruç tutmak isteyen çok çocuk görmüşümdür.
Demek oluyor ki, insanı melekleştiren oruç, zaten melek hasleti olan çocuk ruhuna çok uygun düşüyor ve onlar tarafından hemen benimseniyor.
Özellikle de, çocukların sahur ve iftar sofralarındaki neşeleri, cıvıltıları orucun zevkini artıran güzelliklerdir.
Her insanın hayatında, mutlaka çocukluğundan kalma, unutulmaz oruç hatıraları vardır.
Vehbi VAKKASOĞLU








