NurDergi

You are here: Ana Sayfa İLAHİYAT Müslümanın her fiili meşru dairede olmalı..

Müslümanın her fiili meşru dairede olmalı..

e-Posta Yazdır PDF

Allah’ın razı olduğu, peygamberin yaptığı, bütün ümmetin yerine getirdiği her türlü hal ve hareket, meşrû hal ve hareketleri oluşturur. Bizim fiillerimizde bu ölçülere uygun olmalıdır.

Meşrû her türlü fiilimiz, halimiz meşrû alışkanlıkların edinilmesiyle ortaya çıkar. Daha yeni doğmuş çocuğuna anasından, babasından, kendisinden evvel “Allah, Allah” dedirtmeye çalışan bahtiyar anne bunun birinci basamaklarından birisini yaparken; ölüm döşeğinde “Lâilaheillallah” zikr-i ilâhisini tekrarlayan, söyleyen veya söylettirilen mü’minlerde son haklardan birinde yer alırlar…
İç içe girmiş daireler gibi müsbet, iyi, faydalı, güzel, zararsız her türlü dünya fiilleri, hareketleri mü’minin meşrû hareketleridir.
Mü’min için en faydalı ve geçerli meşrû hareket kıstası, ölçüsü kendileri için ahirette saadet ve lezzetleri netice veren meşrû fiil ve hareketleri olmalıdır.
Gücünü Allah’ın (cc) kuvvet, kudret ve iradesinden alan ve O’na bağlayan her Müslüman meşrû hareketleriyle hem dünyada, hem de ahirette abid bir kul olarak abideleşir…
Pespaye alışkanlıkların, basit ve rezil dünya fiillerinin bu meşrû dünya yaşayışı literatüründe yeri yoktur…
Herkes şunu çok iyi bilir ki zahmetsiz rahmet olmaz. Enerji sarf edilmeyen hiçbir yerde ve zamanda hiçbir fiil ve hareket ortaya çıkmaz. Evvel emirde ise bizim mü’min ve müvahhid olarak kendimizi donatmamız şarttır…
Hayatta muvaffakiyetlere atılmış, eserlerin ortaya konmasında imzalanmış her gayret ve himmetin kendine göre muhakkak bir meşrûiyeti vardır. Halis ubudiyet ve amel-i Salihlerle süslenmiş fiiller, haller, hareketler elbette ki mü'min için meşrû zeminde yapılacak işlerin temelini, aslını, esasını teşkil eder…
Rıza-i İlâhî gözetilmeden, sırf dünya menfaatleri, mevkii ve makamları içinde darbelenmiş, zedelenmiş, eksik ve noksan edilmiş her meşrû hareket tesirini ve âhirete ait neticelerini kaybetmiş demektir.
Önemli olan herkesin memnuniyeti olsun, ama benimki en önde olsun değildir. Bizim memnuniyetimiz olsun, ama herkesten sonra olsun; doğru, iyi, faydalı ve müsbet olsundur.
Dünyanın ömrünü, insanlığın ömrünü kendi hayatı ve ömrüyle kıyaslayan kötülükten ve gayrı meşrû fiillerden kendini azade edebilir. Yedi milyar yıl önceki dünya bu dünya olmadığı gibi, en uzun yaşayan insan da ortada gözükmemektedir…
Ömür kısa, faideli ve müsbet olarak yapılacak hizmetler, işler çok… Bunun dışında her faaliyet bizi menfiliğe, gayrı meşrû zeminlerdeki işlere sürükler…
İman, Kur’ân, Risâle-i Nur hizmeti tarafgirliği, tefrikayı, inadı ve gayr meşrû zeminlerdeki her türlü fikri reddeder.
Bize düşen ihlâsla kendi imanımızın kurtulmasına çalışmak, başkalarının imanının kurtulmasına vesile olacak meşrû fiilleri yapmak, yerine getirmektir. Unutmayalım ki menfilik, tarafgirlik ve inatla hiçbir müsbet fiil elde edilemez.
Rıfat OKYAY
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
(Bakara-120)

HADİS-İ ŞERİF

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim-Tevbe )

RİSALE-İ NUR

Risâle-i Nur'un hocası Risâle-i Nur'dur. Risâle-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidâdı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdânınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır." (Konferans)

GÜZEL SÖZLER

Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir....

(İmam-ı Gazali Ks.)