
Terörün ortaya çıkmasında bir çok neden bulunmaktadır. Bu nedenlerin ve gelişmesinin doğru tesbit edilmesi gerekir. Terörü önlemek için, şartlara uygun bir strateji geliştirilip uygulanmalıdır.
Tarihsel arka planı milattan önce 700’lü yıllara dayanan at yarışlarında günümüzde de büyük bir heyecan yaşanmaktadır. Bu yarışlarla ilgilenenler, yarışın yapılacağı zemini (kum, toprak ya da çimen) göz önüne aldıkları gibi yarışan atlar ve şecerelerini de çok iyi bilir ve atların önceki yarışlarda sergiledikleri performansları da çok iyi tahlil ederler. Peki, bu kadar çok değişkenin bulunduğu at yarışlarında yarışı kazananlar atlar mıdır? Yoksa jokeyler midir? İstediği kadar hızlı koşabilen at olsun, eğer yarışa jokeyi olmadan başladıysa yarışı kazanma şansı var mıdır? İster düz koşu olsun ister engelli, önemli olan husus atın ne kadar hızlı olabildiği değil, atın yarışa nasıl başladığı, virajlara / engellere nasıl girdiği ve son düzlükte nasıl bir performans sergilediğidir. Demek oluyor ki atın hızı, gücü ve performansı ancak jokeyin doğru kararları ve zamanlamasıyla birleşince bir başarı getirebilir.Acaba bu denklem, güvenlik çalışmalarında ve terörle mücadelede de geçerli midir? Terörle mücadelede yarışı kazanmak; en güçlü silahlara sahip olmakla mı, teröristleri öldürmekle mi, örgüte katılımları (dağa çıkışları) engellemekle mi, terör suçu işleyenleri cezalandırmakla mı ya da tam aksine affetmekle mi, toplumsal olayda her slogan atanı cezaevine göndermekle mi yoksa slogan atılacak zeminin oluşmasını engellemekle mi, örgütün çağrısına uyarak basın açıklaması ya da yürüyüşe katılan herkese kimlik uygulaması yaparak ya da bu etkinliğe katılan herkesi terörist olarak görmekle mi yoksa bu etkinliklerin organizatörlerini ve gerçek emellerini tespit etmekle mi, sağa sola taş ve molotof atan (daha doğrusu attırılan) çocukları ceza evine göndermekle mi yoksa aksine sırtını sıvazlayıp (aile ziyaretleri kapsamında kardeşlerine hediye alıp) evine geri göndermekle mi sağlanabilir.
Nasıl ki atların performansı gücü ve hızı, tek başına yarışı kaşanmaya yeterli değilse ve doğru zamanlama ve doğru kararlara sahip başarılı bir jokeye ihtiyaç duyuyorsa, yukarıda söz edilen hususların hiçbirisi de terörle mücadeleyi tek başına başarıya taşıyamaz, bunların (hem silahlı gücün hem devlet otoritesinin hem de yumuşak gücün -soft power-) doğru bir şekilde ve zamanında kullanılmasını sağlayacak başarılı bir jokeye ihtiyaç duyar.
30 yıllık terörle mücadele sürecinde bu yanılsama defalarca yaşandı. Güvenlik bürokrasisi tarafından zaman zaman, “başarılı operasyonlar neticesinde 1 yıl içinde … kişi tutuklandı, başarılı operasyonlar ile … terörist etkisiz hale getirildi, illegal yollardan ülkemize giren … kg. patlayıcı eylemden önce yakalandı, örgütün güdümünde yapılan toplumsal olaylara katılan herkese kimlik uygulaması yaparak hepsini tanıyoruz, sosyo-ekonomik projelerde kullanılmak üzere bölgeye bir yıl içinde … milyon TL. gönderildi” denilmektedir.
Bunların hiçbirisi başarı için tek başına bir neden olarak görülemez ve hatta yer yer örgütün kazanımı olarak değerlendirilebilir. Oysa bütüncül ve rasyonel bir strateji kapsamında gerçekleştirilen bu adımların her biri terörle mücadelede başarıyı yakalama adına yaşamsal öneme sahip adımlardır.
Duygusal Çabalama mı? Stratejik Çalışma mı?
Burada iki temel kavram ortaya çıkmaktadır: duygusal ya da tepkisel çabalama ve stratejik çalışma... Duygusal veya tepkisel (reaktif) çabalama daha ziyade içgüdüsel bir harekettir. İçgüdüsel hareket ise hem insanlarda hem hayvanlarda görülebilen, öğrenilmeyen, deneme yoluyla kazanılmayan ve doğuştan gelen bir davranış türüdür. Annelik içgüdüsü insanlarda görülen bir içgüdü türü iken tavuğun açlığını giderme adına eşelenmesi hayvanlarda görülen bir içgüdü türü olarak söylenebilir. İçgüdüsel hareketin zıttı ise bilinçli harekettir. Bilinç ise insanın kendisini ve dış dünyayı anlamasında aktif rol alan zihinsel süreci ifade eder. Aç olan bir tavuğun sabahtan akşama eşelenmesine (içgüdüsel bir harekete) karşın insanın karnını doyurmak için balık tutması (bunun için misinenin ucuna iğne takarak olta hazırlaması, ucuna yem takması, balığı yakalaması, temizlemesi, pişirmesi ve yemesi), zihinsel süreç içerisinde oluşan bilinçli bir hareketi yani insanın stratejik çalışmasını göstermektedir.
Terörle mücadele perspektifinden konu ele alındığında da benzer bir manzaradan söz edilebilir. Terörist eylemler kimi zaman güvenlik personelini “duygusal veya tepkisel” davranmaya zorlamakta ve terörle mücadele sürecinde devletin (güvenlik birimlerinin) hata yapmasını hedeflemektedir. Örneğin bir terörist saldırı sonrasında, faillerin tespiti ve yakalanması için yapılan polisiye operasyonlarda kişi hak ve özgürlükleri zedeleniyorsa, bir kitle potansiyel terörist olarak görülüyor ve ötekileştiriliyorsa kazanılması gereken halk kitlesinin bir anlamda örgütün etki alanına itildiği söylenebilir. Veya terörist eylemler sonrası terör örgütü güdümünde yapılan tepkisel eylemlerde, polisin (duygusal çabalama ile) aşırı güç kullanması ve sürecin çok sayıda gözaltı ve tutuklamalar ile sonuçlanması terör örgütünü çoğu zaman memnun eden bir durumdur. Çünkü ancak bu sayede terör örgütü propaganda argümanlarını zenginleştirmekte ve yeni propaganda alanları açmaktadır.
Bu, devletin (güvenlik birimlerinin) elindeki kamu gücünü kullanmayacağı anlamına gelmemektedir. Aksine, terörle mücadelede atılacak en ufak adımlar bile duygusal çabalama ile değil stratejik çalışmanın neticesinde atılmalı, kamu gücü, AB polis etiği kodlarında da ifade edildiği gibi, gerektiği durumlarda gerektiği ölçüde uygulanmalıdır. Diğer bir ifade ile terörle mücadelede uygulanacak “güç” stratejik çalışmanın ürünü olarak, “ne zaman, kime karşı, ne kadar bir güç uygulanacağı” rasyonel olarak belirlenmelidir. Molotof atan/attırılan çocuğun yakalanması ile elinde roketatar bulunan bir teröristin yakalanmasında kullanılacak güç nasıl ki aynı olmayacaksa, terör örgütü güdümündeki faaliyetleri (yürüyüş, basın açıklaması ya da kepenk kapatma eylemi vs.) organize eden kişilere karşı uygulanacak yaptırımlarla o eylemlere katılanlara/katılmak zorunda kalanlara karşı uygulanacak yaptırımlar bir olmamalıdır.
Bu tarz etkinliklerle ilgili temel amaç yürütmemek değil şehirdeki yürüyüşlere katılımı azaltmak olmalı, temel amaç terörist yakalamak değil terörü/terör örgütünü bitirmek olmalı, temel amaç yurda illegal yollardan sokulan patlayıcıları yakalamak değil sınır güvenliğini tam/eksiksiz olarak tesis etmek, örgütü oksijensiz bırakmak olmalı. Yani terörle mücadelede araç ile amaç birbirine karıştırılmamalıdır.
Sonuçta terörü bitirmek, içgüdüsel olarak duygusal çabalama neticesi (çok efor ve zaman sarf ederek) değil bilinçli (rasyonel/akılcı) ve stratejik çalışmanın neticesi atılan, küçük de olsa istikrarlı ve kararlı adımlarla sağlanabilir.
Bu çerçevede yarışı kazanan ne hızlı atlardır ne de başarılı jokeylerdir. Yarışı kazanma ancak, başarılı jokeylerin hızlı atlarla yarışa girmesi ile gerçekleşebilir.
Dr. Fatih BEREN
(Uluslar Arası Strateji uzmanı)








