
Devlet tarafından dindar nesiller yetiştirilmesini istemek mümkünmüdür? Devlet böyle bir işi yapabilirmi? Yada devletin böyle bir görevi varmı? Diyelimki oldu. Sonuç nasıl olur hiç düşündünüz mü?
Başbakan'ın sözü, bilinen ezberlerin kapağını açtı. Karanlık ve korku dolu bir dünyadan gelen sesler bunlar.Akıl ve tecrübenin, bilimsel bir muhakemenin devreye girememesi, ancak korkuların derinliği ile açıklanabilir.
"Devlet, dindar nesiller yetiştirsin!"
Dindarlara çok sevimli, din-dışı bir hayatı tercih edenlere ise korku verici gelecek bir talep. Ama imkânsız.
Çünkü, sosyolojik bir gerçek var: Devlet, istese de dindar nesiller yetiştiremez. Hem devletin, hem de onunla karşı karşıya gelen bireyin ve toplumun doğasına dair bir imkânsızlıktır bu.
Devlet elindeki gücü kullanarak, din ile toplumlar arasında aşılması güç duvarlar inşa ederek dinsizliği yayabilir. Toplumu dinsizleştirebilir. Ama din ile birey arasındaki sıcak ve samimî ilişkiye aracılık edemez. Yıkabilir ama yapamaz. Yapmaya kalktığı zaman tam tersi bir sonuç ortaya çıkar. Dindarlık şekilci, soğuk ve itici bir resmiyetin içinde bütün cazibesini kaybeder. Sadece siyasî çıkarları için dini kullanmış olur.
İran ve Türkiye'deki dindarlığı mukayese eden araştırmalar, bu karşıtlığı kanıtlıyor. Türk toplumu, İranlılara göre birkaç kat daha fazla dindar. Hangisinde dindarlık devlet politikası?
Cumhuriyet'in azınlık yönetiminin ilkel pozitivizmi, dindarlığın toplumdaki derin karşılığını kavrayamadı. Tersine, toplumu değiştirmek için din ve dindarlık tezahürleri üzerinde balta ile ameliyatlara girişti. Ancak bu politikanın siyasî olarak bir faydası vardı: Geniş halk kitleleri dindardı. Dindarlığı yasaklamak, doğrudan halkı yönetimin uzağında tutmak için basit ve kestirme bir yol olarak işe yarıyordu. İktidarın etrafına kalın duvarlar örüp, dindarlığı dışarda bırakınca demokrasi kendiliğinden imkânsız hale geliyordu.
Geniş halk kitlelerinin dindarâne siyasî motiflerle kendini ifade etmesi, dinin bir siyasal iktidar arayışını değil, tersine bu Cumhuriyet politikalarına karşı tepkiyi ifade eder.
Din zorlandı. Baskı altına alındı. Tahrif edildi. Din, siyasî hücumlara bu kadar yoğun biçimde maruz kalmasaydı, dindarlık siyasî bir kimliğe bürünme ihtiyacı hissetmeyecekti.
Bir cuma namazında saf tutup namaz kılmak veya perşembe akşamı ayin-i cemde semaya kalkmak dışında, farklı toplumsal kesimlerden gelen insanları bir araya getiren seküler alternatifler neler? Çocuğunuzun kötü alışkanlıklardan uzak, ahlâklı bir kişilik kazanmasına katkı sağlayacak dindarlık dışında sunabileceğiniz bir alternatif var mı?
Devlet bu ihtiyaçların hiçbirini sahici bir şekilde karşılayamaz.
Dindar bir nesil yetiştiremez.
Karşılamasına da gerek yok. Sadece gölge etmesin yeter.
Toplum, bu ihtiyacı birkaç kez fazlasıyla karşılayacak potansiyele zaten sahip.
Dindarlığın meşru ve doğal bir nitelik olarak kabul edilmesinin ve saygı görmesinin hiçbir siyasî getirisi yok. Ama normal değilse ve saygı görmüyorsa, o zaman dindarlıktan daha etkili bir muhalefet aracı bulunamaz.
Başbakan, iktidarda onuncu yılında bile bu muhalefet aracına müracaat edebiliyorsa, sorunu çözecek olan, devletle din arasındaki sorunlu ve zorunlu ilişkinin sona erdirilmesi olmalı.
Mümtaz’er TÜRKÖNE
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir








