
Dünyanın her bölgesinde ekonomik gelişmeler hızla sürerken, insanların bunalımıda hızla artıyor. Her gün binlerce insan hiç yüzünden öldürülüyor. Veyahut kendi canlarına kıyıyorlar.
Halbuki bütün bu gelişmeler ve gayretler insanları daha mutlu ve huzurlu bir ortama kavuşturmak için yapılıyor. Peki neden insanlar tüm bu gelişmelere rağmen huzurlu olamıyor.Yazar Elif Şafak 24 Mart 2009 tarihli Zaman Gazetesindeki yazısına "Edebiyat dünyasında intihar "başlığını uygun görmüştü.
Bu yazıdan beş gün sonra Can Bahadır Yüce isimli yazar "İntihar, şairden oğluna miras kalmış" başlıklı bir yazı kalme aldı.
Evet yıllar sonra - Elif Şafak'a göre 47, C.Bahadır Yüce'ye göre 46 yaşında - annesi gibi intihar eden Sylvia Plath'ın oğlu Nicholas Hughes'in intihar nedeni ağır deprasyon olarak biliniyor..
Amerikan Edebiyatının ünlü Şairlerinden olan bu karı koca keşke Risale-i Nurları tanısalardı. Keşke iman nimetine sahip olsalardı. Tahminim o zaman ne Sylvia, ne oğlu nede kocasının ikinci eşi Assia Weevil intihar ederlerdi.
Bu intiharlar bana daha önce okuduğum merhum Bosna- Hersek Cumhurbaşkanı Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç bir yazısını hatırlattı.. "Tiyatronun Kötümserliği" başlığını taşıyan bu yazıdan bir bölümü birlikte okuyalım:
"Şairler insanlığın hassas antenleridirler. Onların kaygı ve kuşkularına göre hüküm verecek olursak, dünya hümanizme doğru değil, insaniyetsizleşmeye ve kendi kendine yabancı olmaya doğru seyrediyor. 1968 Nobel ödülü kazanmış olan Yasunarey Kavabata, 1971 senesinde intihar etmiştir. Ondan evvel 1969 'da Japon yazarlardan olan Yukiy Mişima da aynı şekilde hayatına son vermişti1895'ten itibaren 13 Japon roman yazarı intihar etmişti. Japon kültüründe 70 sene devam eden bu bu trajedi, batı uygarlığı ve materyalist zihniyetin Japonya'nın manevi kültürüne sızdığı tarihlere rast geliyor.. Ölümünden bir sene evvel Kavabata şöyle yazıyordu:"İnsanlar birbirinden beton duvarlarla ayrılmış bulunuyorlar. Ve bu duvarlar herhangi bir sevgi cereyanına mani oluyor. Tabiatı boğuyor, kalkınma adına"
Bu satırlar maddeci felsefeyle boğulmuş imandan mahrum insanların durumunu bir nebze olsun açıklıyordu bizlere.
Batı uygarlığındaki materyalist zihnyetin bize sızmasını şükürler olsun ki Risale-i Nurlar engelledi. Ancak bundan nasibi olmayanlarında sayısı az değildi. Materyalist felsefenin etkisinde kalan ülkemizin bir çok ünlü şahsiyeti bu yüzden telef oldular.
Malesef intiharlar bir dönem bizde de moda idi. Ziya Gökalp, Beşir Fuat, Mehmet Rauf gibi edebiyatçılarda intihar eden ünlülerdi. T.Fikret çıldırmıştı. Orhan Veli, Ahmet Muhip Dranas'ın eşi Münire Dranas'ın anlattığına göre üç gün aralıksız alkol alıyor, bu da kesmiyor. Ansekdron isimli bir uyuşturucu hap alıyor. Yolda yürürken belediyenin açtığı çukura düşüyor. Az sonrada ölüyor. Bir yerde bu da ihtihar değil mi?
Batı, ilaçları keşif ve icat ediyor sonrada bunların tüketilmesi için bazen virüs ve mikropları da dünyaya yayıyor. Aynen bunun gibi; batı Materyalizmi ve Nihilizmi, Absurd felsefeyi dünyaya yaydı ama panzehirini bulamadı. Bulamazdı da.
Çünkü bunun panzehiri imandı. Bu mükemmel imanı insanların kalbine nakşedende Risale-i Nurlardı. Bu mükemmel eserler, zehirlenen hangi beşerin eline geçerse o şahıs çölde susuz kalmış insan gibi Risale-i Nur hakikatlarını dem ve damarlarına işlettirircesine kan kana içiyordu.
Bizler Risale-i Nurlardan öğreniyoruzki: "İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyn-i iktiza eder."
Asıl saadet yeri olan cennet hayatı ise şöyle anlatılıyor; "Dünyanın bin sene mesudane hayatı bir saatine mukabil gelmeyen cennet hayatı ve cennet hayatının da bin senelik hayatının mukabil gelmediği Cenab-ı Hakkı'n Cemalini (Rüyetullahı) görmenin bir saatinin mukabil gelmediği ebedi ve daimi bir yerdir cennet.” Böyle bir yere gidildiğini bilse idiler bu batılı meşhurlar ve aydınlarımız acaba intihar ederler miydi?
Halbuki batıda en ufak bir canlının hayatı korumaya alınırken, bunun için gerektiğinde milyarlarca dolarlar harcanırken, insan nasıl olurda kendine emanet edilen (emanet olduğu da bilinmiyor ya) hayatına intiharla son verebilir?
İslamiyet intiharı kesinlikle yasakladığı gibi ötenaziyi (acı çeken hastayı öldürme) de yasaklamıştır. Çekilen sıkıntı ve ızdırabın karşılığı cennettir.
Evet şu ihtiyar dünyamızın üzerinde yaklaşık 7,5 milyar insan yaşıyor. Dünya nüfusu ile beraber problemleride çoğaldıkça çoğaldı. İnsanlığın problemlerinin dağ gibi çoğaldığı ahir zamanda olduğumuzda düşünülürse insanlık her şeyi denedi. Sıra İslamiyete geldi.
Tüm dünyada asrımızın Kur'an tefsiri Risale-i Nurlar öyle baş döndürücü bir hızla yayılıyor ki, elhamdülillah yetişmek mümkün değil. "Yiğit düştüğü yerden aya kalkar." mealinde güzel bir söz var. İslamiyet'de bu topraklarda İstanbul'un fethi ile nevşi nema bulmaya başlamıştı. 19. yy 'dan sonra görünürde biraz inkitaa uğrar gibi oldu. Buna rağmen Üstad Bediüzzaman Said Nursi (ra) hazretleri, İslamiyetin Asya kıtası üzerinde Temmuz güneşi gibi parlayacağını Muhakemat adlı eserinde müjdeliyordu.
Arkasından şu satırları ilave ediyor: "Size kat'iyyen ve çok emarelerle ve kat'i kanaatimle beyan ediyorum ki: Gelecek yakın bir zamanda , bu vatan bu millet ve bu memleketteki hükümet, Âlem-i İslam'a ve dünyaya karşı gayet şiddetle Risale-i Nur gibi eserlere muhtaç olacak; mevcudiyetini, haysiyetini, şerefini, mefahir-i tarihiyesini onun ibrazıyla gösterecektir.”
Halen günümüzde alkol, uyuşturucu, gayri meşru hayat tarzı, internetteki ahlaksızlık tüm masum insanlığı korkunç bir şekilde tehdid ediyor.
Bunun neticesi olarak her türlü suç oranında artış devam ediyor. Elbetteki en fazla artış intihar olaylarında gözleniyor.
Bu sorunların çözümü imanda ve islamiyettedir.
Günümüzde bu sorunları çözmede başarısı tüm dünyada takdir ve tasdik edilen eserler ise Risale-i Nur Külliyatı'dır.
Şu an tüm insanlığın acilen Risale-i Nur'a ihtiyacı var.
Bu eserlerden nasibini alan herkes, muhtaç gönüllere ulaşmaya çalışmalı ve bu eserleri zehirlenmiş kalplere panzehir olarak ulaştırmalıdır.
H. Kübra AKDEMİR








