
Türk dili ve tarihiyle ilgili çok sayıda etkinliğe katılan Prof. Dr. Dimitri D.Vasilyev, Said Nursi'nin bilinenleri aktarmak yerine yeni fikirler üreterek insanlık için çözüm ürettiğini söyledi.
Türk Tarihi üzerine çalışmaları ile ilim dünyasında saygın bir yer edinen Rus Profesör Dimitri D.Vasilyev, Göktürk yazıtlarının ortaya çıkarılmasında da önemli çalışmalarda bulundu. Türkçe dili ve Türk tarihiyle ilgili çok sayıda etkinliğe katılan Prof. Dr. Dimitri D.Vasilyev kendine has tesbitleriyle ilgi odağı haline geliyor.
İstanbul'da düzenlenen Bediüzzaman sempozyumuna da katılan Vasilyev, Rusyadaki Avrasyacılık teorisi ile Bediüzzamanın fikirlerini karşılaştırarak ilginç tesbitlerde bulundu.
Vasilyev'e göre Türkiye ile Rusya Birinci Dünya harbinden sonra benzer şartları yaşıyordu. Irkçılığın ve dinsizliğin ön planda olduğu bu dönem sonunda her iki ülkedede Devlet yönetimleri tarafından vatandaşlar arasında ırk ayırımına gidildiği ve dinsizleşmenin yaygınlaştığı tesbiti yapılıyor. Baskı ve zorbalığın yaşandığı bu dönemde şüphesiz en çok etkilenenlerde fikir adamları oluyordu. Bu dönemde Rus ilim adamlarınca barış ve huzur ortamının sağlanması için Avrasyacılık teorisi ortaya atılmıştır. Bediüzzamanın eserlerini inceleyen Rus Profesör Vasilyev, benzer görüşlerin Bediüzzamanın eserlerindede yer aldığı tesbitinde bulunarak iki fikir arasında karşılaştırmalar yapmıştır.
* Bediüzzaman manevi mirası değerlendirdi.
Rus Profesörün tesbitlerine göre; Bediüzzaman Said Nursi, hayatı boyunca görülen gelişmeler ve felsefi düşünceleri sonucunda zengin tecrübe edinmiş, karşıtlarla tartışmalar seyrinde ortaya çıkarılan ve kendi dini ve felsefi konseptlerinin doğruluğunu ispatlayan argümanları elde edebilmiştir. Zorunlu olarak toplumsal hayattan uzaklaştırılan ve kuytu bir yerde bulunan Nursi, sözkonusu tecrübe ve argümanlara dayanarak, esaslı eserleri yazmaya başlamıştır. Nursi'nin aydınlatıcı faaliyetindeki bu dönem, Birinci Dünya Savaşının sonrasına rastlanmıştır. O zamanlarda birçok gözde insanlar da, insanlığın tarihindeki feci dönemlerde kendilerine düşen sorumluluklarını anlayarak, halkların yaşadıkları facianın neden ve sonuçlarının incelenmesine yönelik görevi ortaya koymuşlardı.
Said Nursi'nin 1919 yılından sonraki Van dönemi sırasında yazdığı eserlerde çeşitli halkların manevi miraslarının bilim açısından değelendirilmesi ve en iyi tarihi ve medeni gelenekleri dikkate alarak, İslam dogmaları temelinde insanın manevi iyileşmesi, düşüncelerin temizliği (nefs) ve çeşitli dinlere inananların manevi birleşmeleri amaçlayan yeni bir yol önermek isteği görülmektedir.
Kaydetmek gerek ki, dünyanın yaşadığı savaşlardan, imparatorlukların yıkılmasından ve sosyo-politik sarsılmalardan sonraki o dönemde, savaşı takip eden trajik durumda bulunan diğer halkların temsilcileri de tarihi, felsefi, dini ve siyasi ideoloji ve inanç alanında benzer aramalarda bulunmuşlardı. 1921 yılında zorunlu olarak göç eden ve yurt dışında kalan Rus felsefecileri de, insanlığın manevi ve tarihi tecrübesini kavramak amacıyla Avrupa ve Asya halklarının manevi ve sosyal birleşmesini teşvik edebilecek yeni yollar aramışlardı. Kendi sesini sadece Rusya'dan göç ettikten sonra duyuran Rus bilim adamlarının genç kuşağı, ortaya çıkan Sovyet cumhuriyetine karşı olmasına rağmen, dünyada yer alan değişiklikleri bir gerçek olarak kabul etmiş, geçmişe ve imparatorlukların restorasyonuna dönüşün imkansız olduğunu anlamışlardı.
* Avrasyacılık teorisinin ortaya çıkışı..
Bu dönemde Rus bilim adamları tarafından Avrasyacılık fikri ortaya atılmıştır. Avrasyacıların görüşlerine göre, bu bölgede ortaya çıkan ve hala ortak ulaşım, kültür ve tarihle birleşen coğrafyada yaşayan halklar, “Avrupa ve Asya'nın sınırlarında kalan halklarca zorla erişebilir anlayış derecesine ve kardeçşe yanyana yaşama şekillerine kavuşabilirler”. Avrasyacıların etnik ilişkiler hakkındaki görüşleri özel bir önem taşımıştır.
Bu açıdan Avrasyacılardan biri olan Nikolay Trubetskoy'un fikirleri dikkate değerdir. N. Trubetskoy, Çar makamlarınca Rusya'da uygulanan Ruslaştırma politikasını sertçe eleştirerek: “Rus milli onurunun abartılması devletimizde yaşayan diğer halklarda Rus halkına karşı düşmanlık doğurabilir” diye yazmış ve şöyle devam etmiştir: “Rus halkı, devletimizin topraklarında yaşayan ve devlet idaresine katılan eşithaklı halklardan biri olmalıdır”.
Avrasyacılar Rus milliyetinin sadece İslav köklerine sahip olmadığı kanaatindelerdi. Rus devletinin oluşumunda Turan halklarının oynadığı role büyük önem atfederek, İslavlarla yanyana yaşayan Fin ve Uygur halklarının katkılarına da işaret etmişlerdir. Sovyet Rusya yöneticilerinin izlediği halkların otodeterminasyon hakkını inkar eden Avrasyacılar, tek bir devlette çeşitli inançlara sahip halkların bir arada yaşadıklarını gösteren örnekler vermişlerdir. Fikirlerine göre, Avrasya dünyası bir bütünlük olarak ilk kez Cengiz Han İmparatorluğunda sahneye çıkmıştır, Moskova Devletinin oluşumu ise Cuçi devleti sayesinde mümkündü, çünkü Rus Çarı Hanların halefi olmuştur.
Avrasyacıların bazı fikirlerinin Said Nursi'nin belirttiği ve çeşitli dinlere ait insanlar arasındaki ilişkilerin hangi esasta kurulacağına ilişkin fikirle kıyaslanması önemlidir. Dinsizlik insanlar arası ilişkileri yokeder, bu nedenle çeşitli dinlere ait insanlar arasındaki ilişkilerin temelini her insanın kendi dini oluşturmalıdır. Bu gibi kaideler, gurbette bulunarak devrim sonrası dinsizleşen Rusya'nın dramatik kaderini düşünen Avrasyacıların eserlerinde de yer almaktadır.
*Volga esareti Said Nursi'yi etkiledi.
Birbirine yakın sonuçlar, şüphesiz, hayati tecrübeden ve gözlemlerden kaynaklanmıştır. Belki, dinin çeşitli medeniyetlere ait halklar arasındaki anlayış için bir temel oluşturabileceğine ilişkin fikir, Said Nursi'de Kostroma şehrinde esir olarak bulunduğu zaman ortaya çıkmış olmalıdır. Volga'da bulunan bu şehrin nüfusu karışıktır, Rus ve Tatarlardan ibarettir, şehirde ünlü Ortodoks manastırlar ve birçok kilise yanısırara camiler de vardır. Rus askeri makamlar , esir dindaşları evlerine yerleştirmek için yerli Müslüman Tatar halkına izin vermişlerdir. Bu izin önce sadece hasta ve zayıf din kardeşlerini kapsayıp, sonra diğer esirlere de yayılmıştır. Esir Müslümanlar Kostroma ve civarında kalan Tatar aileleriyle birlikte yaşıyorlardı. Volga boyundaki şehirlerde Müslümanlar tecritte kalmayarak, günlük yaşayışta ve ekonomide Ortodoks Hıristiyan halkı ile ve o zamanlarda büyük derecede şamanist olan Uygur halklarıyla devamlı temaslar sürdürmüşlerdir.
Said Nursi'nin görüşleride, Avrasyacıların ileri sürdükleri hükümlerde, resmi çevrelere yakın bilim ve politika tarafından düşmanlıkla karşılanmıştır.
Resmi Rus tarih bilimi, geleneksel olarak Tatarları, yaratma yeteneğinde bulunmayan, kendi kültürüne has olmayan her şeyi yoketmek isteyen kötü ve vahşi düşmanlar olarak tasvir etmişlerdi. Bu görüşü, ta okuldan başlayarak Rusların zihinlerine yerleştiriyordu.
Aynı şeyler Türkiye'de de yaşanıyordu ve Türk-Kürt-Arap ayırımcılığı olarak ortaya çıkıyordu. Resmi yönetimin bu uygulamasına karşılık, Said Nursi'de yeni bir eğitim modeli geliştirerek, Türkçe, Kürtçe ve arapça dillerinde içinde din eğitimide bulunan okullar açılıp aynı ülkede yaşayan halkların birlikte barış içinde yaşayabileceklerini savunmuştur.
* Said Nursi insanlık için çözüm üretti..
Fatihler ve zaptedilenler ortak çabalarla devleti kurmaya başlıyorlardı. Bu süreç çerçevesinde çeşitli medeniyetlerin gerek ekonomik gelenekleri, gerekse manevi kültürleri iyileşip, birbirini zenginleştiriyorlardı. Buna rağmen, Nikolay Trubetskoy'un şu ifadesi Rus tarihçilerini şoke etmiştir: “Turan etkisini sadece olumsuz şekilde değelendirme bir nankörlük ve vicdansızlıktır. İslav atalarımız kadar Turanlı atalarımızla da iftihar duymak hakkımız vardır. Gerek İslav, gerekse Turanlı atalarımıza minnettarlık borçluyuz”.
Said Nursi'nin ve Avrasyacıların felsefi konseptleri yaklaşık olarak aynı zamanda ve benzer tarihi koşullarda formülleştirilmiştir. İmparatorlukların yıkılmasını, Rusya'daki devrim ve sivil harple ilgili feci olaylar , Türkiye'deki aynı derecede feci milli kurtuluş savaşını takip eden dönemde barışma yollarını, gaddarlık ve zorbalıktan barışçı yaratmaya giden yolları aramak gerekiyordu. Bu barışçı yaratmaya nüfusun farklı siyasi ve dini görüşlere sahip tabakaları katılmalıydılar. İki devlette zafer kazanan liderlerin bu yolu aramalarına gösterdikleri davranışlar da çok benzerdi. Bu liderler, yeni toplumların kurulmasında yeni yeni zaferlere ulaşarak, galiba, uzlaşmalardan yararlanmak istememiş ve daha güç çözümleri tercih etmişlerdir.
Said Nursi'nin manevi mirasını Avrasyacıların konseptleri ile karşılaştırırken, dikkatleri argümanlarının özelliklerine çekmek gerekir. Felsefeciler, milli dünya görüşünün spesifik çizgilerine göre, farklı metotları seçmişlerdir. Dinin insanları birbirine yaklaştırdığı, dinsizliğin ve tanrıtanımazlığın ise düşmanlık yarattığı hususunda Said Nursi'nin formülleştirdiği fikir, ilahiyata ve felsefi fikirlere dayanır. Avrasyacılara gelince, onlar, şovenist bilmiyle tartışmalarında tarihi örnekler vermeye tercih etmişlerdi.
Çok fazla insan kaybı ve muzafferleri olmayan Birinci Dünya Harbini yaşayan insanların ıztıraplar ile birlikte muazzam imparatorlukların yıkılması, fikir özgürlüğünü sınırlandıran rejimlerin kurulması, iktidarın konsantrasyonu, hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde şövenliğin artması, toplumsal bilincin ve yüzyıllık geleneklerin krizine yol açmışlardır.
Ortaya çıkan durumda en iyi kafalar, aynı zamanda paralel olarak çeşitli ülkelerde ve koşullarda sadece kendi halkları için kurtuluş aramakla kalmayarak, yaşanan deney temelinde halklar, dinler, devletler ve medeniyetler arasında ilişkileri kurmak için yeni yolu bulmaya çalışmışlardı.
Bu yolu arayan aydınlatıcılar arasında Bediüzzaman Said Nursi ve Avrasyacı felsefeciler önemli yer almaktadırlar.
NurDergi



