
Bilimsel gelişmelerin altyapısını peygamberler oluşturmuştur. İlim insanlığın ortak malıdır. Başlangıcı Tarihin derinliklerine kadar uzanan ilim,
devamlı ikileme içerisinde olmuştur. İnsanlığın atası olan Hz. Adem “Kudret eli” tarafından ilmin kaynağı kılınmıştı. İnsanlık Bilimde ilerledikçe mucize sahibi peygamberin eşyayı tanımadaki ilmine yaklaşabilmiş, gerçeği yakalayabilmiştir.
Bilim tarihine göz attığımızda, İslâmiyetle büyük bir ilerleme kaydedildiğini görüyoruz. Sadece din bilimleri değil, fen bilimleri alanında da parlak devirler yaşandığına şahit oluyoruz. O kadar ki cehaletin karanlığında yüzen Avrupa bile o sönmez güneşin parıltılarıyla aydınlanmış ve o ölçüde ilerleyebilmiştir.
İnsaflı birçok Batılı düşünür bunu itiraf etmektedir:
“ Avrupa'nın bilinen en parlak ve en zengin medeniyeti Müslümanlar vasıtasıyla doğup gelişti." (Blasco İbanes)
“ Eğer İslâmı Avrupa'dan çıkarırsanız Avrupa kapkaranlık bir zulmette kalır." (Goethe)
“ İslâm; doğu'da Filipinler'den Batı'da Pireneler'e kadar Bilimsel, Felsefi, Edebi ve sanat ile ilgili insanlık tarihinde benzerine pek az görülebilmiş doruklara ulaşmıştır." (Sachiko Murata-William Chittick)
Bu ilerlemede en büyük pay hiç şüphesiz Müslüman âlimlerin olmuştur. O dönemlerde her bilim dalında yeni yeni keşifler ve buluşlar yapılmış, dünyanın dört bir yanı İslâm bilim ve medeniyetinin ışığıyla aydınlanmıştır.
Müslüman bilim adamları Avrupalılardan yüzlerce yıl öndeydi. Birçok keşif ve buluşları onlardan yüzyıllarca önce ortaya atmışlardı. Avrupada cehaletle övünüldüğü, ilim düşmanlığı yapıldığı, ilim adamlarının öldürülüp yakıldığı devirlerde Müslümanlar büyük büyük üniversiteler kuruyor, dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere kucak açıyor, parasız okutuyor, ilme ve ilim adamına en büyük değeri veriyordu.
Avrupa'da dünyanın düz olduğu iddia edilip dünyanın döndüğünün söyleyen ilim adamaları aforoz edilip cezalandırılırken, Müslümanlar dünyanın yuvarlak olduğunu söylüyor, bunu deney ve gözlemlerle ispat ediyor, dünyanın çapını ve çevresini ölçüyor, yıldızlar arası mesafeleri hesaplıyor, kitaplarında bunları anlatıyorlardı. Yine Avrupa'da hastalar “şeytan çarptı” , “ruhunu şeytana sattı” diye hapsedilip öldürülürken, Müslümanlar hastalara şefkatle eğiliyor, tedavilerini yapıyor en ağır ameliyatları gerçekleştiriyorlardı. Eserleri yüzyıllar boyu Avrupa'nın çeşitli üniversitelerinde ders kitabı olarak okutuluyordu.
Sebebi gayet açıktı; Çünkü İslâm ilmi farz kılmış, beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi emretmiştir. Çünkü Kur'an-ı Kerim, Allah'ın ebedle ezel arası dolduran ve varlık âleminde gizli aşikâr, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen, maddi ve manevi, ne varsa bütün eşyayı içine alan, zerresinden kubbesine kadar her şeyi kapsayan sonsuz ilimden beşer idrakine inen, dünya durdukça inanan milletlerin önünü aydınlatacak ölçü ve kudrette olan en son ve en mükemmel kitaptır.
Kur'an -ı Kerim cihanşümul bir nitelik taşıdığı ve kıyamete kadar bütün milletlere hitap etme, yol gösterme hüviyetine büründüğü için, bir çok manaları az kelimeyle ifade eder; Aynı zamanda eş anlamlı, çok sezişli, hüküm ve delalet bakımından bir çok mana ve mesajı havi kelime ve cümleler hazinesidir. İlmi verilerle doludur. İnsan aklına geniş yer verir.
En önemli beyanlarından sonra “ola ki akledersiniz”, “artık aklınızı kullanmaz mısınız?”, demek suretiyle aklın kadrini yüceltir. Asırların geliştirdiği ilimlere hem öncelik eder, hem de ışık tutar.
Zaten Kur'an-ı Hakim; peygamberleri insan topluluklarına manevi ilerleme ve yükselmeleri cihetinde birer öncü ve imam gönderdiği gibi; yine insanların maddi alanda gelişme ve yükselmelerine dahi o peygamberlerin her birisinin eline bazı harikaları ve mucizeleri verip yine onları insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak olarak uymayı emrediyor. İşte peygamberlerin manevi kemalatından bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi mucizelerinden bahis dahi onların benzerlerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki içeriyor. Hatta denilebilir ki; manevi kemalat gibi maddi kemalatı ve harikaları dahi en evvel mucize eliyle insanlara hediye etmiştir.
İşte Hz. Nuh'un (a.s) bir mucizesi olan gemi, Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olan Televizyon, Telefon ve benzeri iletişim araçları ile Hava Taşıtları, Hz. Yusuf'un (a.s) bir mucizesi olan saatı en evvel insanlara hediye eden mucize elidir.
Kur'an-ı Kerim'in en parlak ayetleri olan “peygamber kıssaları” sadece birer tarihi hikaye olarak değil, bir çok aydınlatıcı ve insanlara yol gösterici manaları içermektedir. Esasen Hz. Bediüzzaman 20. sözde bu “Mu'cizat-ı Enbiya'dan” bahsederken şöyle buyurmaktadır:
“ Kur'an; peygamberlerin mucizelerini anlatmasıyla insanlığın Fen, Teknoloji ve Sanat alanındaki ulaşabileceği en nihayet hududunu gösteriyor. En ileri gayelerine parmak basıyor. Beşerin arkasına teşvik elini vurup o gayeye sevediyor.”
Recai ALBAY



