
İnsanımızın ilgisini çeken önemli konulardan birisidir siyaset. Fakan yaygın olarak siyasetin manası devlet yöneticiliği olarak anlaşılmaktadır. Gerçek manası unutulmaktadır.
Sadece devlet yönetimine aday olan partiler ve bu uğurda çalışan insanları değerlendirince ister istemez hoş olmayan durumlar ortaya çıkmaktadır. Günümüz siyasetçilerinin yaptığı gibi yalancılık, hilekarlık, iftiracılık tarzı siyaset konumuz dışındadır.Aslında siyaset, bir işin çoğunluğun razı olduğu en uygun şekilde yapılması anlamını taşır. Doğru söylersiniz, ama bu doğru kimseyi rahatsız etmeyecek bir ifade tarzındadır. Güzel bir iş yaparsınız, ama bu işten zarar görenler dahi size karşı çıkmazlar. Sizinle aynı fikirde olmayanları dahi ikna ederek uygulama yapabilmektir.
Siyaset ilmi kavga dövüş etmeden, tepki görmeden farklı görüş ve düşüncelere sahip, farklı bilgi ve mesleklerde olan kişileri yapılmak istenen işin uygunluğuna ikna ederek uygun bir tarzda icra etmek denilebilir.
Bu konuyla ilgili anlatılan bir kıssada siyaset ilminin önemi şöyle ifade edilmektedir.
Vaktiyle çok meşhur bir hoca varmış. Bilgisiyle, tecrübesiyle, yetiştirdiği kişiler ile ülkede bilmeyeni yokmuş. Yükselmek, büyük adam olmak isteyen herkes muhakkak bu meşhur hocaya gelip ondan ders alırmış. Onun ilminden yararlanırmış. Devlet adamı olup büyük mevkilere gelmek isteyen bir Anadolu delikanlısıda bu hocanın ismini duymuş. Onun ilminden faydalanmak, ondan ders alabilmek için köyünü terk etmiş. Düşmüş yollara. Aylar sonra hocaya ulaşmış.
- 'Hocam ne olur beni kabul edin. Beni yetiştirin' demiş. Hocada;
- 'İlmi diyanet mi, yoksa ilmi siyaset mi öğrenmek istersin' diye sormuş. Genç köylü;
- 'Bana ilmi diyanet öğretin yeter hocam' demiş. Ve eğitim başlamış...
Aylar geçmiş yıllar geçmiş. Genç köylü ilmi diyanet konusunda iyice yetişmiş, pişmiş. Hocası;
- 'Artık tamamsın. İstediğin camide hocalık yapabilirsin deyip icazetini vermiş.
Hocası daha sonra şu tavsiyede bulunmuş.
- ‘ İlm-i diyaneti bitirdin. Ancak ilm-i siyaset dersinide alırsan senin için daha iyi olur.” demiş. Genç talebede;
- 'Hocam, ilmi diyanet bana yeter. Ben köyüme dönmek ve hocalık yapmak istiyorum' demiş.'
Hocasıda genç talebesine müsaade ederek köyüne yollamış. Genç köyüne dönmüş. Akrabaları kendisini büyük bir ilgiyle karsılamışlar. Diyanet konusunda çok derin bilgi sahibi olduğunu öğrendikleri için, Hemen köyün camisine götürüp cami hocasıyla tanıştırmak istemişler. Birlikte camiye gitmişler. Bu sırada hoca cemaate vaaz ediyormuş. Hocayı dinlemişler. Delikanlı hocadan duyduklarına inanamamış. Bu durum onu çok rahatsız etmiş. Çünkü hocanın söyledikleri hep yanlış ve uydurma şeylermiş. Hocanın cahilliği karşısında kendini tutamayıp birden ayağa kalkmış. Yüksek sesle konuşarak cemaate seslenmiş;
- 'Bu hocanın söylediklerinin hepsi yanlış. Uydurma. Sizi kandırıyor. Ey hoca sen ne biçim bir hocasın. Niye insanları kandırıyorsun'. demiş.
Bu sözler üzerine camide bir sessizlik olmuş. Herkes dönüp bu sözleri söyleyen gence bakmışlar. Hoca da gence dönüp kaşlarını çatmış. İtibari zedelenmesin diye, bu sesi susturmak için hoca cemaate dönüp bağırmış;
- 'Ey cemaat, iste size bahsettiğim münafiklardan bir tanesi de burada, aramızda. Allaha inanmayan, camiye hakeret eden, hocaya baş kaldıran cehennemlik bir kafir içimizde oturuyor. Tutun onu. Atın dışarı' demiş...
Cemaat genci yakalamış. Tekme tokat caminin dışına atmışlar. Her yeri yara bere içinde kalan genç inliye inliye evine dönmüş.
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra genç köylü hocasına gitmeye karar vermis. Meşhur hocaya geri gidip başından geçenleri anlatmış. Hocasıda 'ilmi siyaset' dersi alması gerektiğini söylemiş. Gençte kubul etmiş. Aylar, yıllar geçmiş. Gencin ilmi siyaset eğitimi tamamlanmış. Artık olgunlaşan genç, hocasının elini öpüp köyüne geri dönmüş.
Hemen eskiden dayak yediği camiye gitmiş. Aradan uzun zaman geçtiği için kimse delikanlıyı tanıyamamış. Aynı hoca duruyormus. Yine eski tas, eski hamam. Ayni hoca yine saçma sapan şeyler söylemiş. Cemaati yanıltan, kandıran ifadeler kullanmış.
İlmi diyanet'ten sonra ilmi siyaset eğitimini de alan genç hoca, cemaat içinde ayağa kalkmış. Hoca kaşlarını yine çatip gence bakmış. Cemaatte kafalarını çevirip ayaktaki gence dönmüş. Bir süre sessizlik olmuş. Genç hoca yüksek sesle hocaya ve cemate seslenmiş:
- 'Ey hocaefendi sen ne mübarek bir hocasın. Gezdiğim yerlerde senin kadar ilim sahibi bir hocaya daha rastlayamadım. Ey cemaat. Beni iyi dinleyin. Bu Hoca efendi çok doğru söylüyor. Bu hoca efendi çok mübarek bir hocadır. Ne yüce bir hocadır. Ey cemaat, her kim ki bu hoca efendinin bir kılını koparır ve alırsa, o kişi hiç süphe yoktur ki günahları affolur, iki tel koparana mahşerde sorgu sual olmaz, üç tel koparan ise şehit mertebesine çıkıp doğrudan cennete gider… '
İşte bu sözlerden sonra cemaat bir anda galeyana gelerek ayağa kalkmış ve hoca efendinin üstüne çullanmış. Hocadan kıl koparmak isteyen onlarca insanın altında kalan cahil hoca, bir daha hocalık yapamayacak kadar perişan bir hale gelmiş.
Böylece, genç hocada, ilmi siyasetin hayatta ne kadar güçlü bir silah olduğunu anlamış…
Abdullah GÖZÜBÜYÜK



