You are here: Ana Sayfa İLAHİYAT Aile içinde zulüm..

Aile içinde zulüm..

e-Posta Yazdır PDF

Rabbimizin sevmediği yanlışların en başında zulüm gelmektedir. Zulmün her çeşidi yasaklanmıştır. Bundan dolayı Rabb'imiz zalimin hep karşısında, mazlumun da hep yanındadır.

Rabb'imiz bir kutsi ikazında şöyle hitap ediyor kullarına:
- Ey kullarım! Ben zulmü kendi nefsime de haram kıldım. Sakın siz de kendi aranızda birbirinize zulmetmeyiniz!
Evet, Rabb'imizin açık ve net ikazı böyledir:
- Ben zulmü kendi nefsime de haram kıldım. Sakın siz de kendi aranızda birbirinize zulmetmeyiniz.
Neden Rabb'imiz böyle ikazda bulunuyor?
Çünkü Rabbimizin sevmediği yanlışların en başında zulüm gelmektedir. Bundan dolayı zalimin hep karşısında, mazlumun da hep yanındadır. Kim bulunduğu mevkiin verdiği imkândan dolayı birine zulmederse bilsin ki, onun karşısında Rabb'imiz adaletiyle yer alacak, yaptığı zulmü asla yanına bırakmayacak, dünyada vermezse bile âhirette mutlaka fazlasıyla cezasını verecektir.
Şurası da kesindir ki, zulüm her yerde kötü ve acıdır. Ancak aile içinde zulüm, zulümlerin en acısı ve kötüsüdür. Dostun dosta zulmü, zulümlerin en beklenmeyenidir. Çünkü hayatı ortak yaşıyorsunuz, gece gündüz, varlıkta yoklukta, hastalıkta iyilikte her türlü şartlarda birlikte olduğunuz bir parçanızdan size ancak emniyet ve iyilik gelmesi beklenirken, aksine hiddet, şiddet, zulüm ve dayatma gelmesi hayırlı bir dost tavrı olamaz.
Bundan dolayı Efendimiz (sas) Hazretleri hayırlı bir dost tarifini yaparken ikazını çok net şekilde yapmıştır:
- Sizin hayırlınız birlikte yaşadığı ailesine hayırlı davranandır. Şerliniz de şerli davranandır.
Yani aile ortamı Efendimiz'in yanında saygı ve sevginin yaşanacağı en aziz ortamdır. Burada bir emniyetsizlik hissi yaşanmamalıdır. Bir hata ve yanlışlık varsa "Akla kapı aç, iradeyi elden alma!" anlayışı içinde münasip dille düzeltilmeli, ama asla hiddet ve şiddet kullanmak gibi sünnette hiç görülmeyen yöntemlere yönelmemelidir.
Tenbih'ül Gafilin'deki şu olay da bu gerçeği ifade etmektedir.
Bir adam gelerek sorusunu şöyle soruyor:
- Ya Resulallah! Hangi mümin iman bakımından en mükemmel haldedir?
Efendimiz'in cevabı şöyle oluyor:
- Ailesiyle hangisi en güzel şekilde geçiniyorsa o iman bakımından en mükemmel haldedir.
Demek ki, kim mükemmel bir mümin olmak istiyorsa ailesiyle iyi geçinmeye baksın. Sözün özü budur. Efendimiz'in unutulmaması gereken hatırlatması da böyledir.
- Ailesiyle iyi geçinen insan, iman bakımından mükemmel olan insandır. İki taraf için de böyledir bu. Veda Hutbesi'ndeki ikazları da benzeri şekildedir:
- Hanımlarınız size Allah'ın emanetleridir. Sizin onlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Herkes kendi hakkını bilmeli, sınırları içinde görevini yerine getirmeye bakmalı, kimse kimsenin hakkını çiğnememeli, zulme yönelip kalbini, gönlünü kırmamalıdır.
Çünkü kalp kırıp gönül yıkmak tamiri kolay olabilecek bir inşaat işi değildir. Kâbe'yi yıkan yeniden tamir edebilir, ama kalbi yıkan, gönlü kıran onu duvar örerek tamir edemez. En doğrusu aile içinde hiddet ve şiddeti hatırlatan tutum ve davranışlardan mutlaka uzak kalmalı, hayırsız aile örneği vermekten ciddi şekilde kaçınmalıdır.
Bir defasında: 'İnsanların hayırsızı ailesine baskı uygulayandır.' buyurunca dinleyenlerden biri soruyor:
- İnsanın ailesine baskı uyguladığı nasıl belli olur?
Buyuruyor ki:
- Kendisi eve gelince ailede gerilim başlar, evden çıkınca gerilim biterse baskı uyguladığının işareti olur. Aynı tarif hanım için de geçerlidir:
- Hanımın hayırlısı da bey yanına gelince huzur duyar, mutluluk hisseder. İtici ve kaçırıcı değil çekici ve huzur verici olur.
Bu sebeple Tergib-i Terhib'deki hadis şöyle özetliyor aile hayatını:
- Müminin dünyadaki cenneti, içinde aile hayatını yaşadığı evidir.
Demek ki taraflar takındıkları sevgi ve saygı tavırlarıyla dünyadaki evlerini bir bakıma cennetleri haline getirebilirler. Yeter ki itici değil çekici olsunlar, sevgi saygıyı hayatlarının vazgeçilmez vasıfları olarak bilsinler. İmanda kemale ermiş aile bireyleri örneği versinler.
Ahmet ŞAHİN
 
 
  • AYET MEALİ

  • HADİS

  • RİSALE-İ NUR

Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz kur'an'dan şüphe ediyorsanız,
haydi onun gibisinden bir sure meydana getirin ve Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın,
eğer iddianızda doğru iseniz.
(Bakara-23)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Huzeyfe (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kur'an'ı Arap lahn'i ve Arap sesleri uzere okuyun. Sakın ha ehl-i ask ve ehl-i kitabeyn'in lahn'i uzere okumayın. Bilesiniz, benden sonra bir kavm gelecek ki, onlar Kur'an'ı okurken, şarkı ve matem tercii gibi terci' ile okuyacaklar. Onlarin (imanlari laftadır) gırtlaklarından öte geçmez. Kalbleri fitne ve fesada uğramıştır. Böylelerinden hoşlanan kimselerin kalpleri de fitne ve fesad içindedir." Rezin rivayet etmistir. (Suyuti, Camiu's-Sagirde kaydeder (Feyzu'l-Kadir 2, 65).

 

 

 

 

 

 

 

 

Read more...

Bu dünyada hususen uhrevi hizmetlerde;
En mühim bir esas,
En büyük bir kuvvet,
En makbul bir şefaatçi,
En metin bir nokta-i istinad,
En kısa bir tarik-i hakikat,
En makbul bir dua-yı manevi,
En kerametli bir vesile-i makasıd,
En yüksek bir haslet,
En safi bir ubudiyet,
İHLASTIR.