NurDergi

Buradasiniz: Ana Sayfa İLAHİYAT Kılmadığımız namazların hesabını nasıl vereceğiz?

Kılmadığımız namazların hesabını nasıl vereceğiz?

e-Posta Yazdır PDF

Kur'ân'da, imandan sonra hemen emredilen bir ibadettir namaz. Bir insan iman edip Müslüman olduktan sonra namazla yükümlü ve beş vakit namazı kılmakla sorumludur.

Çünkü iman bir akittir, Allah'a iman etmek, onun emirlerini yerine getirmek için bir söz vermektir.
İmanı bir bütün olarak kabul eden, inanılması gereken bütün iman esaslarına inanan bir insan, İslâm'ın temel birer emri olan namazı, orucu, zekâtı ve haccı da yerine getirmekle yükümlüdür.
Bu ibadetleri yapmıyorsa, hiçbir özrü ve mazereti yokken terk ediyorsa, öncelikle borçlu kalıyor ve bir günah işliyor demektir.
Bu durum sadece namaz ibadeti için söz konusu değildir. Oruç, zekât ve hac da namaz gibidir.
Bir mü'min, Ramazan ayı geldiğinde orucunu tutmamışsa, zekât verebilecek bir varlığa ulaştığı halde zekâtını vermemişse, hacca gitmesi farz olduğu halde hacca gitmemişse, bu ibadetler üzerinde borç olarak kalmıştır ve bir an önce yerine getirmesi gerekir.
Terk ettiklerini ve yapmadıklarını telafi yoluna gitmelidir. Verilmediği halde biriken zekâtlarını vermesi, tutmadığı Ramazan oruçlarını fırsat buldukça kaza ederek tutması gerektiği gibi, geçirdiği ve kılmadığı namazlarını da kılması gerekir.
Yeni bir iş yeri açan kimse devlete karşı vergi mükellefi olur, çalıştırdığı işçilerin ücret ve primlerini ödemek zorundadır, imza attığı çekleri ödemek durumundadır. Çünkü bunları yapmak için baştan söz vermiş, bir akit yapmış, vaatte bulunmuştur. Ödemediği zaman geçen bütün vergilerden ve borçlarından sorumludur. Ödemedikçe o borçlarından kurtulamaz.
Fakat bir iş yeri açmamış olsaydı, ne vergi borcu olurdu, ne işçi ücreti söz konusuydu, ne de herhangi çek ödemek zorundaydı.
Bunun gibi iman eden ve İslâm'ı din olarak kabul eden bir insan da imanın ve İslâm'ın kendisinden istediklerini ve beklediklerini öncelikle yapmalı, yerine getirmelidir.
İmanla, İslâm'la bir alakası yoksa, zaten namaz borcu da yoktur, oruç, zekat ve hac borcu gibi hiçbir ibadet borcu yoktur.
Ama kelime-i şehadet getirerek yeni Müslüman olan bir insan, bu ibadetlerle ilk defa muhatap olduğu için onun daha önceki hayatıyla ilgili herhangi bir ibadet yükümlülüğü ve borcu söz konusu değildir.
Tıpkı vatandaşlığa yeni geçen bir insanın o ülkenin kanunlarına karşı yeni sorumlu olduğu gibi. Fakat ülkenin vatandaşları önceden beri o kanunlarla muhataptır.
Vaktinde kılınmamış, kazaya kalmış namazlar da böyledir. Bu namazlar kaza edilirken kaç yıl, kaç gün, kaç vakitse onlar hesap edilir, vakit ve fırsat oldukça sadece farzları kılınır.
Mehmet PAKSU

 

 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

(Bakara-186.)

HADİS-İ ŞERİF

Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (ASM)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir"

(Ebu Davud)

RİSALE-İ NUR

Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir.
(Mektubat)

GÜZEL SÖZLER

“Senin bana Rab oluşun iftiharım olarak yeter, benim  Sana kul oluşum şeref olarak da bana yeter. 
Sen tam benim sevdiğim bir Allah’sın, Sen de beni sevdiğin gibi bir kul eyle.”

(Hz.Ali ra.)

MELEKLERE İMAN