You are here: Ana Sayfa İLAHİYAT Doğruluk ve yalan söylememek..

Doğruluk ve yalan söylememek..

e-Posta Yazdır PDF

Dünyaya gönderilişimizin sebebi; "Elest bezminde”; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna; “Evet, Rabbimizsin!” şeklindeki cevabımızı doğrulamamız içindir.

İmân, doğruluk olduğundandır ki, fıtratımız, vicdânımız daima doğruyu arar.
Doğruluk, oluşturduğu sağlam kişilik ve karakterle başkalarının empatisini, olumlu duygularını çeker.
Doğru, dosdoğru davranan güç ve enerji elde eder, (velev ki maddî zararı olsun) sonunda kazanır.
Doğruluğun İlâhî merhamet, şefkat ve yardımı da cezbettiğini Kur’ân-ı Hakîm şu hâdiseyle te’yid eder:
Ka’b bin Malik, Akabe Biatı’na iştirak eden samimî bir Müslümandı. Tebük seferine ise mazeretsiz katılmayan üç kişiden birisiydi. Sefer dönüşü, hiçbir mazeretinin olmadığını açık yüreklilikle Peygamber Efendimize (asm) anlattı. Peygamber Efendimiz (asm) de ona, “Doğru söyledin, şimdi git, Allah senin hakkında hakemlik edecektir” buyurdu. O dakikadan sonra, Müslümanlar, her türlü ambargoyu uyguladı. Dünya ona dar geldiği iki ayın sonunda, tevbelerinin kabul edildiği1 müjdesi geldi. Buna karşın, Resûlullah’a (asm) “Allah, doğru söylediğim için beni kurtardı. Tevbem, hayatımın sonuna dek doğrudan başka bir şey söylememem olacak”2 dedi.
Demek, ulvî seciyeleri birbirine bağlayan doğruluk; kendimizin ve insanlığın ilerlemesi ve terakkîsini netice verir.
Dinimizde hassasiyetle üzerinde durulan hususlardan biridir doğru söylemek. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde “Her türlü gerçek dışı sözü söylemekten sizi nehyediyorum” (C. Sağîr, No: 1495) buyurarak, ümmetini yalan sözden nehyetmiştir.
Unutmamak gerekir ki, yalan söylemek münafıkların sıfatıdır. Peygamber Efendimiz (asm) bir başka hadislerinde, konuştuğunda yalan söyleyen kimsenin münafık sıfatı taşıdığını bildirmiştir. (Müslim, İmân: 106.) Bir başka hadislerinde ise “Sana inanan bir kardeşine yalan söylemenden dahi büyük bir hıyanet yoktur.” (Ebû Davud, Edeb: 71.) buyurarak meselenin ehemmiyetine dikkat çekmiştir.
Bediüzzaman Hazretleri, doğrulukla ilgili olarak İşaratü’l-İ’câz’da şunları kaydeder:
“Yol ikidir: Ya sükut etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır (doğruluktur); çünkü İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemâlâta isâl edici (ulaştırıcı), sıdktır. Ahlâk-ı aliyenin (yüksek ahlâkın) hayatı, sıdktır. Terakkiyâtın mihveri sıdktır. Âlem-i İslamın nizamı, sıdktır. Nev-î beşeri kâbe-i kemalata isal eden sıdktır. Ashab-ı Kirâmı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Haşimi Aleyhissalatü Vesselamı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.” (s. 93)
Ali FERŞADOĞLU

 

 

 
  • AYET MEALİ

  • HADİS

  • RİSALE-İ NUR

Ey iman edenler!

Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

O sayılı günler,  Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır.

Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.

(Bakara:183-185)

 

 

 

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

"Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir."

"Cennette "Reyyan" denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez."

 

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, bir şükr-ü mânevîye mazhar olur. (Mektubat)

CEVŞEN'DEN DUA..


pow3rz crew PIC Devreler PIC Devreler ankara caddesi haber