You are here: Ana Sayfa İLAHİYAT Kendi dininiz mi, Allah’ın dini mi?

Kendi dininiz mi, Allah’ın dini mi?

e-Posta Yazdır PDF

Kime sorsanız "Ehamdülillah müslümanım" der. Ancak yaşantılarına bakınca tereddüd edersiniz. İçinizden sormak geçer. "Bu sizin dininiz mi, yoksa Allah'ın dinimi diye.."

Toplumda prestij kazanmak, iyi bir iş sahibi olmak, mal mülk edinmek, aile kurmak ve çocuk sahibi olmak, birçok insanın elde etmek için çaba gösterdiği en önemli değerlerdir. İnsanların büyük çoğunluğu, yaşamına yalnızca bu dünyevi hedefler doğrultusunda yön verir.
Kendi küçük penceresinden dünyaya bakan insanların gündelik yaşamda en önem verdikleri konular, televizyon dizilerini ya da saatlerce süren spor ve tartışma programlarını kaçırmadan izlemektir. Bazılarının ise daha ‘büyük amaçları’ vardır; sosyal etkinliklere katılmak, kulüp ya da kuruluşlarda görev almak...
Gençlerin çoğunun başlarındaki yöneticilerden, ülkenin savunmasından, eğitim, hukuk ve sosyal sistemlerinden haberleri yoktur. Dünyada yaşanan olayların ise pek çoğunu bilmezler. Aralarındaki konuşmalar, kız ve erkek arkadaşları, okulda ya da mahalledeki olaylar, bilgisayar oyunları, izledikleri filmler, ‘takıldıkları’ kafeler, giysileri ve markaları gibi konulardır. ‘En büyük idealleri’ de ya ünlü bir film oyuncusu ya da popüler bir müzik grubunun bir üyesine benzeyebilmektir.
Toplumda kitap okuyanların sayısı çok azdır;  insanlar yaygın fikir ve dünya görüşleri hakkında bilgi sahibi değildirler. Toplumda kitap ve gazete okuma oranının düşüklüğü, ancak buna karşın magazin gazete, dergi ve programlarının büyük ilgi görmesi, insanların hiçbir yararı olmayan işlerle zamanlarını geçirmeleri yaşanan amaçsızlığın sonucudur. Bu durum ise toplumsal yozlaşmayı beraberinde getirir.
Dünya üzerinde ‘batıl’ ve insanlık için ‘zararlı’ olan birçok fikir ve felsefi akım vardır. Amaçsız yaşayan pek çok kişi, insanlığa zararlı düşüncelerin tehlikesinin farkına bile varamayacak kadar boş ve ‘tuzağa’ düşmeye hazır durumdadır.
Şeytanın Tuzakları
Kusursuz yaratılmış imtihan mekanı olan dünyada, şeytan ve nefsinin bencil tutkuları insanın en büyük düşmanlarıdır ve insanlara başıboş oldukları yönünde telkin verirler. Şeytan sinsice taktiklerle, nefsi de kötülüğü emrederek, kişiyi Allah’tan ve dinden uzaklaştırmaya çalışır. Doğruları fısıldayan vicdanının sesini dinlemeyen ve şeytanın emirlerine uyan insan zamanla yaşam amacından ve sorumluluklarından uzaklaşır. Oysa kişi, Allah’ın birçok ayette emrettiği gibi, düşünmekle sorumludur. Ancak düşündüğü taktirde şeytanın tuzaklarına karşı teyakkuzda olur ve dünya hayatındaki sorumluluklarının bilincine varır.
Şeytan insanları her an gözetler; en zayıf bulduğu an yakalar, tuzağa düşürmeye çalışır. Onların da kendisi gibi kötülüğü benimsemelerini ve sistemine tabi olanların sayısını artırmak ister. Dünya hayatının geçici metaını süsler, çekici hale getirir, ahiret için çalışmanın çok zor ve sıkıntılı olduğu yönünde telkinler verir. Allah'ın emirlerini onlara zor, içinden çıkılmaz ve karmaşık göstermeye çalışır. İnsanlara beklemedikleri anlarda, beklemedikleri yönlerden pusu kurarak telkinlerini verir.
Şeytan, insanları, ibadetlerinin yeterli olduğuna, güzel ahlaklı olduklarına, ellerinden gelenin en fazlasının bu olduğuna, güçlerinin bu kadarına yeteceğine inandırmaya çalışır. Kalplerinin temiz olmasının yeterli olacağını düşündürerek, onları samimiyetten uzaklaştırmak ister. Diğer insanlarla kıyaslandığında çok üstün bir ahlaka sahip olduklarını düşündürerek onları gevşekliğe sürüklemeye gayret eder. Böylece insanların kendilerini beğenip müstağni görmelerine ve azgınlaşmalarına sebep olur.
Allah, Kur’an’da insanları  “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.” (Fatır Suresi, 5-6) ayetiyle bu konuda uyarır.
Bunların yanı sıra şeytan, Allah'ın bağışlayıcılığını öne sürerek insanı günah işlemeye teşvik eder. Allah sonsuz merhametiyle Kendisi'nden bağışlanma dileyen kullarının günahlarını affedebilir. Ancak "nasıl olsa Allah affeder" diyerek bile bile günah işlemek samimiyetsizliktir. Böyle bir ahlakı yaşamaya devam eden kişi, daha pek çok kötülüğün içine sürüklenir.
Dini ‘Bir Ucundan’ Yaşayanlar
Birçok insan, belirli zamanlarda ibadet ederek, ara sıra Kur’an ahlakını yaşayarak din ahlakını yaşadıklarını zannederler. Bu kişiler genellikle nefislerinin bencil tutkularının ardına düşerek, dünyevi çıkarlarını gözeterek yaşarlar. Bu durum, insanların kendini aldatmasından başka bir şey değildir. Kur’an’da, bu yaşam tarzını benimsemiş kimi insanların Allah’a ‘bir ucundan ibadet ettikleri’ bildirilir:
“İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. “(Hac Suresi, 11)
İnsan kendi dinini yaşayamaz, yaşaması gereken Allah’ın dinidir.
Cahilce, kendi mantık örgülerine göre bir din yaşayan toplumun bireyleri, Kur’an ahlakının gereklerini, yalnızca kişisel çıkarıyla uyumlu olduğu durumlarda yaşarlar. Onlara göre, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, sabır göstermek, tevekküllü olmak, hoşgörülü davranmak, ihtiyaç içinde olanları korumak ancak çıkarlarla çatışmıyorsa uygulanabilir.
Eğer toplum içinde takdir görülecekse, ibadet etmek ve güzel ahlak özellikleri sergilemekte kendilerince bir sakınca görmeyen bu kimseler, şayet toplumdan tepki alacaklarını düşünürlerse, bu dini sorumluluklardan hiç haberleri yokmuş gibi davranırlar.
Böyle yaşayan kişiler, ahiretin varlığına da kesin bilgiyle iman etmezler. Çünkü yaşamlarının bir kısmını Kur’an ahlakını, geri kalanını ise dünya hayatını yaşamaya ayırmışlardır. Hatta bazen bu kişinin gününün neredeyse 23 saati Kuran ahlakından uzak geçerken, dini yaşamaya ancak bir saatini ayırır. Oysa insanın yaşamı, ölümü, ibadetleri ve kulluğu yalnızca Allah için olmalıdır.
Dünyevi değerlere çok önem veren bu kişiler, sadece belli dönemlerde ihtiyaç içinde olanları korumayı, yoksullara sadaka vermeyi, yardım etmeyi yeterli görürler. Bunlar güzel ve teşvik edilmesi gereken davranışlardır. Ancak bu kişilerin yardımlarındaki asıl amaç, genellikle toplumda ‘ hayırsever’ sıfatı kazanabilmek ve böylece saygın bir yer elde edebilmektir.
En büyük yanılgılarından biri ise, tüm bu çarpıklıklara ve Kuran dışı inanışlara rağmen kendilerinin gerçek anlamda Kur’an ahlakını yaşadıklarını zannetmeleridir.
İnsanların Değil, Allah’ın Rızası
Salih müminler, her durumda, okula da gidiyor olsalar, ticaretle de uğraşıyor olsalar, tüm gün evde de bulunsalar, hasta ya da sağlıklı da olsalar yalnızca Allah’ın hoşnutluğu için yaşarlar. Çok açıktır ki, samimi müminlerin yaşamında “biraz Allah rızası için, biraz nefsi için” gibi bir ayrım asla yoktur. Yaptıkları her işte yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanma çabası vardır.
“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. “ (Nur Suresi, 37)
Samimi inanan, yapacağı davranışları ve sözlerini ‘mantık süzgecinden’ değil, tam bir mümin hareketi ve mümin ahlakına uygun olup olmadığı konusunda süzgeçten geçirir. Her adımında ”cennette böyle bir tavır içinde olabilir miyim?” diye düşünerek Kuran ahlakına uygun tavırlar sergiler.
Yaşamı Allah rızası temeli üzerinde kurmak, toplumdaki bazı kimseler tarafından ‘hoş’ görülmeyebilir. Ancak gerçek dinde kıstas, 'insanların hoşnutluğu' değildir. Gerçek iman sahibi olan insan, çevresindeki bazı kişilerin nefislerini rahatsız etmemek ya da onlara hoş görünmek adına asla Allah'tan uzaklaşmaz. Ahirette Rabb’inin huzuruna tek başına çıkacağının ve dünyada yapıp ettiklerinden tek başına sorgulanacağının bilincindedir. Toplumdaki insanların, onun yaşam tarzından hoşnut olup olmalarının, kişiye hiçbir şey kazandırmayacağı açıktır.
İnsan gerçek huzur ve mutluluğa ancak fıtratına uygun din ahlâkını yaşayarak kavuşabilir. Aksini düşünenleri ahiretten önce bekleyen hayat, "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 124) ayetindeki ifadeden anlaşılacağı üzere, 'sıkıntılı bir hayat'tır.
Kur’an’a tabi olan müminler, Allah’a duydukları içli saygı, sevgi ve korku nedeniyle, her ibadeti gönülden yerine getirmeye çaba gösterirler. Batıl gelenekleri ya da alışkanlıkları nedeniyle Kur’an hükümlerini göz ardı etmek, müminler için asla söz konusu olmaz. Onlar Kur’an ahlâkını yaşamak için nefislerine değil, Allah’ın buyruğuna uygun olanı seçer ve dini ‘bir ucundan’ değil, tam olarak yaşarlar.
Allah’ın Kuran’da emrettiği ve Peygamberimiz’in (sav) hayatı boyunca yaşadığı ahlâk budur.
Bu, gerçek Kur’an ahlâkıdır; onun yoluna uyanların da yaşadıkları ahlâk budur…
Fuat TÜRKER

 

 

 
  • AYET MEALİ

  • HADİS

  • RİSALE-İ NUR

Ey iman edenler!

Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

O sayılı günler,  Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır.

Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.

(Bakara:183-185)

 

 

 

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

"Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir."

"Cennette "Reyyan" denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez."

 

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, bir şükr-ü mânevîye mazhar olur. (Mektubat)

CEVŞEN'DEN DUA..


pow3rz crew PIC Devreler PIC Devreler ankara caddesi haber