NurDergi

Buradasiniz: Ana Sayfa İLAHİYAT Şahs-ı manevi ve makam hırsı

Şahs-ı manevi ve makam hırsı

e-Posta Yazdır PDF

Dünün mevki ve makam sahibi ihtişamlı insanları birer birer eridi gitti. Demek ki dünyada önem verdiklerimiz kalıcı değil, geçicidir. Öyleyse, kalıcı olanı elde etmeye çalışmalıyız.

İnsanoğlunun içinde makam ve mevkiye karşı daima gizli bir hırs bulunur. Bu hırs tohumu uygun bir zemin bulduğunda hemen başını kaldırır, filizlenir. Bu filiz büyüdükçe zamanla zararlı bir hal alabilir.
Böyle bir istek ve arzu depreştiğinde, insanı tahrik ettiğinde kişi, gönül verdiği ve içten içe kendisini çeken o cazip mevki ve makamın bir adım ilerisine bakmalıdır. Nazarını bir adım ileriye yönlendirebilen şahıs şunu fark edecektir ;
Dün ihtişamla o koltukta kurulanların bugün yerlerinde yeller esmektedir. İsimlerini ve cisimlerini bile bugün hatırlayamadıklarımız, zamanın nice görkemli ve apoletli insanları oradan gelip geçtiler. Demek ki bu çok ehemmiyet verdiğimiz makamlar gelip geçicidir. Öyleyse kalıcı olanlar için çalışıp kazanmalıyız.
Eğer desen ki, benim gelip geçici dünyevi isteklerim yok. Ben Allah Rızasını kazanmak için çalışıyorum. Ama benim üstün özelliklerim var, bunları göstermem lazım. Bunları ortaya koymalıyım ki, hem hizmete vesile olsun, hem de güç versin, kuvvet versin. Daha çok ve daha güzel hizmet edilmesine vesile olayım.
Böyle üstün yetenek ve meziyet sahibi olduklarına inanan kişiler, önce şunu bilmelidirler ki, bu meziyetleri gizli kalırsa, perde altında iş görürlerse asıl o zaman bu meziyet ve kabiliyetleri ortaya çıkar, hizmete vesile olur, hizmetin gelişip büyümesine yol açar. Aksi taktirde beraber oldukları hizmet arkadaşlarından ön plana çıkarak tüm dikkatleri üstüne çekmek suretiyle diğer arkadaşlarına haksızlık ve zulmetmiş olurlar. Çünkü o hizmetin sonucuna terettüp eden meyveler ve başarılar en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm arkadaşların, yani tüm cemaatin ortak malıdır. Zaten Allah'ın Rahmeti ve bereketi de cemaat üzerindedir.
Meziyetiyle hizmetin ileri kademelerinde çalışma lütfuna eren bir insan, yaptığı hizmetleri, başarıları cemaate borçlu olduğunu unutmayacak, onları küstürdüğü, yahut onlardan sıyrıldığı taktirde, değerinin yüzden bire düşeceğini bilmelidir. Bir ve beraber olduğu dava arkadaşlarına karşı, kabiliyetine, meziyetine, faziletine güvenmek yerine, tevazuyla, sevgiyle davanın ve hizmetin başarısına kattıkları sinerjiden dolayı minnettarlıkla mükellef olduğunu unutmayacaktır. O halde bütün meziyetini ve kabiliyetini, cemaatin oluşturduğu hizmet havuzunun içine atıp eritmeli ki, diğer arkadaşlarına da hizmetin muvaffakiyetinden dolayı hürmet ve muhabbet edilsin. Onlar da o manevi hizmetin ihsan ve bereketine nail olsunlar. Cemaatin fertlerine edilen bu hürmet ve muhabbet de hizmetin devamını sağlasın. Aksi taktirde bütün nazarlar ve dikkatler bazılarının üzerine çekilirse hem diğer arkadaşlarını küstürmüş olur ve hem de hizmetin devamlılığına set çekilmiş olur.
Hem meziyet ve üstün kabiliyeti olanlar eğer dava ve hizmet arkadaşları ile omuz omuza hizmet etseler ve onların içinde gizlenseler o vakit diğer fertlerin de değer ve kıymet almalarına sebebiyet vermiş olurlar. Aynı zamanda dava arkadaşlarının şevk ve himmetlerini de tahrik ederek çok daha büyük hizmet ve başarılara imza atmış olurlar. Böylelikle hizmetin en alt kademesinde görev almış olan, en üst mevkide görev alan kadar değer kazanır. Bu da büyük bir tesanüd ve dayanışmayı netice verir ve kuvvetli bir şahs-ı manevi meydana gelir. Evet şahs-ı manevi gücünü küçümsememek lazımdır. Üç arkadaşın yan yana gelerek oluşturdukları gurup, cemaat, artık üç şahıs gücünü aşarak yüzlerin gücüne ulaşmıştır. Büyük bir sinerjik güç meydana gelmiştir. Fevkalade büyük başarıları meydana getirecektir. Şayet “ihtilaf” ve “benlik” duygularıyla bu ittifak dağıtılırsa o zaman güç ve kuvvet hiç seviyesine düşer ve mağlubiyet te kaçınılmaz olur.
Meselâ ; " Biz, "yüzonbir" rakamında yer alan üç tane "bir" rakamını okurken birincisine "yüz" diyoruz, ikicisine "on", üçüncüsüne de "bir" demekteyiz. Cemaat halinde icra edilen bir islamî hizmette de şahıslardan birine "yüz", bir diğerine "on", üçüncüsüne de "bir" birimlik vazife düşebilir. Ama o “yüzonbirin” en sağındaki bir birimlik işi yapan şahıs hizmetten çekildiği taktirde, yapılan işin değeri yüzonbirden onbire düşer. Yüz makamında olan on'a, on makamında olan bir'e düşer. Demek ki, o "bir" mevkiinde sadakatle bekleyen şahıs, aslında yüz birimlik hizmet ifa etmektedir.
Demek " Bu zaman, hak davasını savunanlar için şahsiyet, enaniyet ve ferdi hareket etmek zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır; cemaatten çıkan bir şahs-ı manevi hükmeder ve dayanabilir."
Eğer bizde hizmetimizde yeni bir heyecan ve şevk istiyorsak bu ölçülere dikkat etmeli ve hizmetteki kardeşlerimizin değerini iyi anlamalıyız. Hizmetin ön saflarında bulunanlar bu yerlerde kardeşlerinin desteği ile bulunduklarını unutmamalılar.
Aslında bütün uğraşımız ve esas gayemiz Allah'ın rızasını kazanmak olmalı. O halde, yaptığımız ve yapacağımız tüm işlerimizde sadece O'nun (c.c) memnuniyetini düşünüp hareket edebilirsek ihlası kazanmış oluruz ki, bu biz fani kullar için en büyük ücret olmaz mı?
Bu inceliği anlayan kullara selam olsun.
Recai BİLEN

 

 

 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

(Bakara-186.)

HADİS-İ ŞERİF

Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (ASM)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir"

(Ebu Davud)

RİSALE-İ NUR

Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir.
(Mektubat)

GÜZEL SÖZLER

“Senin bana Rab oluşun iftiharım olarak yeter, benim  Sana kul oluşum şeref olarak da bana yeter. 
Sen tam benim sevdiğim bir Allah’sın, Sen de beni sevdiğin gibi bir kul eyle.”

(Hz.Ali ra.)

Mübarek Mevlid Gecenizi
Tebrik Eder,
Tüm İslam Alemine
Hayırlar Getirmesini
Cenab-ı Hak'tan Niyaz Ederiz.
NurDergi

MELEKLERE İMAN