
Eğitim, öğrenilenin hayata geçirilmesini temin eden faaliyetlerin bütünüdür. İyiyi, güzeli, doğruyu öğreteceğiz ama, öğretimin eğitim olmadığını da bilmemiz gerekiyor.
Gerek eğitim sistemimizin ve gerekse anne-babaların en önemli yanılgılarından biri, öğretimi eğitim sanmalarıdır.Bir tarihte bana, resmî bir kurumdan teklif gelmişti. Bu kurumumuzla işbirliği içinde okullarda uyuşturucunun zararları anlatılacaktı...
Ben de eğitimci olarak, uyuşturucunun zararlarım bir başka açıdan açıklayacak, korunmanın ve kurtulmanın yollarını izah edecektim.
Ancak gördüm ki, bu işle meşgul olanlar, öğretimi eğitim sanıyorlar, uyuşturucunun feci zararları açıklanınca meselenin biteceği vehminde bulunuyorlardı.
Ben dilimin döndüğü kadar uyuşturucunun zararlarını açıklamanın yetersiz, hatta bazen zararlı olabileceğini anlatmaya çalıştım. Bugün ortaokul ve lise seviyesindeki hangi öğrenci, uyuşturucunun zararından habersizdir? Uyuşturucu kullanan kaç kişi, kullandığı maddeyi faydalı sanıyor?
İkinci bir husus da, çok anlatılan ve üzerinde durulan bazı zararlı şeylerin dolaylı olarak reklamı yapılmış oluyor. Dikkatler ve meraklar o zararlı maddeye çekiliyor. Tahrik edilen meraklar, bazen, iradenin üzerine çıkıyor, cazibe kazanıyor ve deneniyor.
"Peki ne yapmak gerekir?" diyen bu dostlarıma, düşüncelerimi açmıştım: "Münhasıran uyuşturucuyla mücadele edilemiyor. Özellikle de onun zararlarını bütün dehşetiyle ortaya koymanız pek az işe yarıyor. Bunu anlamak için Batılı ülkelere bakmak yeterlidir. Dünyanın parasını ve ellerinden gelen bütün çabayı harcıyorlar. Alınan netice, sadece kullanıcı sayısını artırmaktan başka işe yaramıyor.
Öyleyse uyuşturucu meselesi, tek başına ele alınmamalıdır. Çünkü uyuşturucu meselesi, sadece uyuşturucu meselesi değildir. Onu doğuran bir ortam söz konusudur.
Sadece uyuşturucuyu değil, bütün zararlı alışkanlıkları, içkiyi, sigarayı, uyuşturucuyu ve cinsel sapkınlıkları doğuran bir olumsuz ortam vardır. Bu ortam tamamen manevîdir, ruhîdir, kalbidir...
Bir başka ifadeyle, insanın iç dünyasında oluşan boşluğun verdiği acıyı bastırma mecburiyetidir. Yetişkin bir insanın böyle zararlı bir alışkanlığa kapılması durduk yere olmuyor. Can sıkıntısı, tatsızlık, yalnızlık duygusu, sevgisizlik, hayatı anlamsız bulmak gibi gerekçelerle davetiye çıkarılıyor.
Bu konu her açıldığında benim aklıma Kanat Güner adı gelir. Onu sizler, Eroin Güncesi adlı eserinden hatırlarsınız sanının. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 5. sınıfında iken, uyuşturucu kriziyle ölmüştü. Bu zavallı genç kız, uyuşturucunun zararlarını birçok kimseden daha iyi biliyordu. O kadar biliyordu ki, kendi çabasıyla uyuşturucudan kurtulmuş ve 9 ay kadar onsuz yaşayabilmişti. Ancak 9 ay sonra kendi isteğiyle eroine tekrar başladı. Gerekçesi çok ilginç ve dikkate değer bir husustur:
“Uyuşturucunun bana çektirdikleri içimdeki boşluğun acısından daha hafif geldi!"
İşte bu noktada, insanın cazibeli kötü alışkanlıklara karşı kendini tutabilmek için, içindeki boşluğu, yani maneviyat eksikliğini gidermesi gerekiyor. Güçlü bir Allah ve ahiret inancı, insanın iç dünyasını zenginleştiriyor. Üzüntülere, dertlere ve her türlü olumsuzluklara karşı dirençli kılıyor. Bu inancın yeriniyse, asla başka birşey tutamıyor.
Bu sebepledir ki, yoksul, ancak inancı güçlü toplumlarda, içki, uyuşturucu ve diğer zararlı alışkanlıklar fazla yayılamıyor. Allah'a güvenip dayanan, tevekkül ve teslimiyet sahibi insanlar, her türlü zorluğu yenecek güce, sabra ve ümide sahip oluyorlar...
İnanmak ve Allah'a bağlanmak üzere yaratılmış olan insan, gönlünü başka bir inanç, felsefe ve ilimle doyuramıyor. Dolayısıyla da, maneviyatsız eğitim olmuyor.
Bu gerçekler gösteriyor ki, tek başına zararlarını açıklayarak bağımlılık yapan maddelerden kurtarmak sözkonusu değildir. Zararlı maddeyi kullanan zararını fiîlen görüyor.
Henüz kullanmayanlarınsa merakları tahrik ediliyor. Çünkü "Bâtılı İyice tasvir, safi zihinleri saptırır" kaidesi her zaman geçerlidir.
Ayrıca, sadece uyuşturucudan sözetmek, içkiden, sigaradan bahsetmemek de etkisizliğin bir başka nedenidir. Zira, hepsi de zararlıdır. Eğer insana sağlam irade kuvveti kazandırılırsa, sayılan, sayılmayan bütün zararlı alışkanlıklardan kendini kurtarabilir. Nitekim, sadece iman şuuru verilerek, birçok insan içkiden, uyuşturucudan, sigaradan ve benzeri bağımlılıklarından kurtarılmıştır. Üstelik bu maddelerden hiç bahsetmeden bu neticenin, alındığına da sıkça rastlanmaktadır.
Demek oluyor ki, insan ruhî açlığından kurtulur, gerçek mutluluğa ulaşır ve her bakımdan rahatlarsa; yanlış adreslerde teselli aramıyor. Bir kez daha ifade edelim ki, bu da mâneviyatsız eğitim olmaz sözünü ispatlıyor.
Ne var ki biz, öğretimle eğitimi karıştırıyor, ona sevgiyle benimseyeceği davranış biçimleri kazandıracağımıza, habire bilgiler yüklüyoruz.
Tecrübeli eğitimciler bu davranışları çok kolay yollarla öğrencilerine veriyorlar, onlara Yüce Yaratıcı' yı sevdiriyorlar. İçleri Yüce Yaratıcının kutsal sevgisiyle dolmuş olan bu masumlar da hep masum kalmaya aday oluyorlar.
İlkokul öğretmeni kış mevsimini anlatıyor. Kış mevsiminin faydalarını açıklıyor. Bu arada da çocukların kıştan en çok sevdikleri tarafı, karı da açıklamak istiyor. Tavandaki makaralardan ipler sarkıtıyor. Beyaz ince iplere kar tanesi şeklindeki pamuk parçalarına takıyor. İplerin ucu çocuklar tarafından çekildikçe, sanki gökten yere iniyormuş gibi bir manzara oluşuyor. Çocuklar da arkadaşlarının yağdırdıkları temsilî karlan tebessümlerle seyrediyorlar.
İçlerinden biri elini kaldırıyor ve söz istiyor. Öğretmeninin izin vermesi üzerine de şöyle diyor:
“Öğretmedim, siz karın sahtesini yağdırmak için tam iki saat çalıştınız. Yine de aksamalar oldu. Halbuki Allah, bir anda, bütün şehirde kar yağdırıyor. Hem de gerçek kar...”
Bu öğrenciye ne denebilir? “Evet yavrum biz böyle basit bir kar yağdırma gösterisini ne zahmetlerle yapıyoruz. Hem de aslına hiç benzetemedik.
Ama Rabbimiz, bir anda birçok yerde hakikisini, hem de binbir nakışla süslü olarak saatlerce, halta günlerce yağdırmaktadır. Çünkü o eşsiz, benzersiz, gücü sonsuz bir Yaratıcı'dır. Bizse, onun sınırlı bilgi ve güçle yarattığı bir varlığız.
Karı da, bizi de yaratanı tanımalı ve sevmeliyiz. Çünkü bizi en üstün yaratan ve yarattığı her şeyi hizmetimize veren bir sevgi kaynağıdır O...”
Sevgili okuyucularım! İşte bu yaklaşım bir eğitimdir, sevgi eğitimidir. Herşey sevgiyle daha verimli olur ama, eğitim sevgisiz olmaz. Gönlüne giremediğiniz insanın kafasına giremezsiniz. Yani sevgi mayasını çalmazsanız, öğretim de tam yapılamaz.
Bunun farkına varan Amerikalılar, eğitime maneviyat katmak için harekete geçti. Çünkü okullarda suç işlenmeyen bir dakika geçmiyor artık. Öğrencileri suçtan korumak için her gün yeni tedbirler alınıyor. Buna rağmen suçun sürekli artması, politikacıları, yöneticileri, öğretmenleri, polis yetkililerini, anne-babaları harekete geçirdi. Nasıl olur da gençlerin ruh ve beden sağlığını koruruz diye seferber oldular... Gençler, herşeyleri var ama birşeyleri yok zavallılar haline geliyorlar. Varlık ve zenginlik içinde mutlu ve huzurlu olamıyorlar. Bu durumun maneviyat ve inanç eksikliğinden kaynaklandığım idrak edenlerin sayısı hiç de az değil. Şimdi Amerika manevi arayışın içinde. İnşallah doğru bir çözüme ulaşırlar.
Bizim ülkemizde de çok olmamakla birlikte benzer sıkıntılarak giderek artıyor. Bunu önleyecek manevi bilgiler elimizde mevcut. Yeterki elimizdeki kutsal kaynaklarımızın kıymetini bilelim ve manevi değerlerimizden istifade edelim.
Bizim elimizdeki kutsal kaynağın etkisini, bırakın başka meslekleri, acaba eğitimcilerimiz tam olarak anlamışlar mıdır? Anlamışlarsa, böyle masum bir uygulamayı ülkemizde de denemek isterler mi?
İnanıyorum ki, bugün değilse yarın, mâneviyatsız eğitim olmadığını göreceklerdir.
Ne var ki bunu farkettiklerinde yapacak şey kalacak mıdır? İnşaallah uyanışımız geç kalacak kadar gecikmez...
Vehbi VAKKASOĞLU








