
Adalet ile baskıcılığın birbiriyle zıt olduğunu ifade eden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Adaleti tesis etmek için insanların iradesi özgür bırakılmalıdır." dedi.
Adelet ile baskıcılığın birbiriyle bağdaşmayan unsurlar olduğunu söyleyen Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Adeleti tesis etmek için gerekli en önemli etkenin insanların özgür irade ile hareket etmesi olduğunu vurguladı.
Adaletli yönetim için Adalet'e ihtiyaç duyulması gerektiğine dikkati çeken Tarhan, ‘‘ Eşitlik Uygulaması'' ile yola çıkanların Adeleti yok edip baskı düzeni oluşturduklarını ifade etti. Tarhan'a göre ‘‘Despotizm ve militarizm, doğası gereği diyaloga kapalıdır. Var olmak için karşı tarafı yok etmeyi ve susturmayı amaçlar.''
Adeleti baskıcılıkla sağlamanın mümkün olmadığını ifade eden Psikiyatri Profofesörü Dr. Nevzat Tarhan, bu tesbitini 13 madde ile ortaya koyuyor.
1 - Despotizmin birinci sonucu despotizmin, zorbalığın doktrin haline getirilmesi ve yöntem olarak benimsenmesidir. Tarihte bütün dünyada insanlığın insani tekamülünün ilk aşamalarında hem yöntem hem de değer olarak zorbacılık benimsenmişti. Tek tanrılı dinlerin mücadelesine, yöneticilerin zorbalığına ilahi standartlarla karşı gelme mücadelesi de denebilir. Fakat sonradan İslamiyette saltanat baskısı, Hıristiyanlıkta kilise baskısı zorbalığın el değiştirmesine neden oldu. 19. Yüzyılda dünyada özgürlük rüzgarları esmeye başladı. Beşeriyet artık herkesin kendini özgür hissedeceği bir yöntem bulmalıydı. Meşrutiyet, cumhuriyet, demokratik cumhuriyet, özgürlük adalet dengesinin geliştiği bir çizgiydi. Despotizmin diyalogu kesmesi sonucunda insanları yalan söylemeye ve iki yüzlü davranmaya itmesi en birinci özelliği olarak dikkat çeker. Çocuklarda var olan savunma yalanları baskıcılık devam ederse kişilik haline dönüşür. İletişime açık ortamlarda gücü elinde bulunduran doğru ve adil olma kaygısı taşıyorsa ve bu güveni veriyorsa insanlar yalan söylemek zorunda kalmazlar.
2 - Despotizmin ikinci sonucu hukuksuzluğu teşvik eder. Emreden devleti hizmet eden devletten daha önce görür. Yöneticilerin keyfi davranışları ve adil olmayan tutumları “Devletin âli menfaati için hukuk rafa kaldıralabilir” gerekçesine dayanır. Adil olmayan yöneticiler kendi önceliklerini ve politik gündemlerini kurumun başarısından önce tutarlar. Kayrılanların ve dokunulmazların olduğu sistemler kast sistemleridir. Bazı mesleklerde kast sistemi görev esnasında gereklidir. Askerlikte subaylar, astsubaylar, erler ve siviller, hastanelerde doktorlar, hemşireler, yöneticiler gibi statü kategorileri dokunulmazlık ve kayrılmışlık getirmedikçe işleri kolaylaştırır. Ancak subaylar veya doktorlar görev dışı yaşamda statü kategorilerini devam ettirirlerse “de facto” sınırları belirler. Böylece güçlü olanın sosyal ihtiyaçları ön plana çıkar. Sosyal ve politik ihtiyaçlar güçlü olanın önceliklerini korumayı önemsediği için adil paylaşım bozulur. İtirazlara karşı baskıcılık daha da artar.
3 - Despotizmin üçüncü sonucu kurum içi kavgayı artırmasıdır. İnsanlar “de facto” sonucu kamplara ayrılır, yerel kahramanlar çıkar. Onun etraf ında gruplaşmalar olur. Derin farklılıkları ifade ile yerel kahramanlar dinamik bir gerilim oluştururlar. Dinamik gerilimi, üst yönetici politik çıkarı için kullanabilir. Ama mağdur olanlar belli bir birikime ulaştığında kavga çıkar, kurumun çıkarı baltalanır.
4 - Despotizmin dördüncü sonucu kaçınma tavrını arttırmasıdır. Toplumun üretken olması için kaçınma tutumu yerine başarı peşinde koşma tavrını göstermesi gerekir. Kendisini güvende hisseden özgür bireyler düşünceyi geliştirirler ve keşiflerde bulunurlar. Kaçınma davranışındaki bireylerde savunma duygusu ön planda olduğu için entelektüel enerjilerini korunmaya yöneltmişlerdir.
5 - Despotizmin beşinci sonucu politik körlük oluşturmasıdır. Bütünü göremezler ve tehdit algılamaları bozulur. Toplumun sınırlarını kaygılarını okuyamazlar. Fildişi kulelerde yaşayan şişman, mutlu Romalılar bunun tipik bir örneğidir. Baskıcı devletlerde yıkım aşamasında önceki şa'şaalı dönemler aslında empatik olmayan yönetimleri gösterir.
6 - Despotizmin altıncı sonucu sadakatin zayıflamasıdır. Üst yönetimin baskıcılığı, yönetimlerde “havalecilik duygusu” uyandırır. Kafa yormayan, fikir üretmeyen bireyler, yöneticiler üzerinde yılgınlık, moralsizlik, amaçsızlık duygular uyandırır. Yılgınlık sonucunda kurumsal sadakat ve bağlılık zayıflar. İnanacak bir şeyleri olmayan toplumlarda depresif bir çökkünlük ve yalnızlık yaşanır.
7 - Despotizmin yedinci sonucu statükoculuğu beslemesidir. Çalışırken emekli gibi davranan yöneticileri biliriz. Bir zamanlar şirketi başarıya ulaştırmış yöneticiler yeni kan, yeni fikir ve yeni yeteneklere kapalı iseler yönetimin dümenine fazlasıyla sarılmayı tercih ederler. Böyle yaşlı baskıcıların eklemlerindeki romatizma beyindeki romatizma ile paralel gider.
8 - Despotizmin sekizinci sonucu tekelciliği teşvik etmesidir. Yukarıdan öğretilen kutsallar tartışılmadığı için kendini yenilemeyen bireyler ortaya çıkar, farklı fikirlere ve yeni fikirlere kapısını kapayan kurumlar eskimeye başlarlar. Durmak, yıkılmadan bir önceki aşama olduğu için tekelcilik, gelişimi yavaşlatır. Yeni çevre şartlarına uymayan dinazorların akıbeti kendini yönetimde gösterir.
9 - Despotizmin dokuzuncu sonucu öğrenilmiş çaresizliği beslemesidir. Öğrenilmiş çaresizlik bağımlılığı artırır. Bağımlılık kolaycılığa, kolaycılık tembelliğe, tembellik de geriliğe neden olur. Tek kişilik orkestralarda ekibiyle paylaşma ve ortak sorumluluk olmadığı için bir sonraki hareketi düşünmeyen ve tahmin etmeyen üyeler proaktif olamazlar. Reaktif üyelerle de iyi bir orkestra çıkmaz, gelişimi yavaşlamış orkestra yeni beste üretemez ve yeni yorum yapamaz.
10 - Despotizmin onuncu sonucu mağduriyet hislerini yaşatmasıdır. Baskıcılık işbirliği duygusunu ve birlik ruhunu zayıflatır. Nemelazım diyen bireyler rahatından fedakarlık yapması gerektiğinde mağduriyet ve gücenme hislerini yaşarlar. Sağlıklı yöneticilikte ilerleme uğruna fedakarlık yapmak gerektiğinde gücenme hissi yerine akıbet hissi ön plana çıkar ve paylaşılan bir duygu oluşur.
11 - Despotizmin on birinci sonucu takım ruhuna zarar verir ve barışçıl rekabeti savaşcıl rekabete çevirir. Topluluk içi gruplaşmalar ve üst düzey pozisyon için yarışmalar bilgileri paylaşmayı ve sonuçları takip etmeyi engeller. Başarılı işbirliği ruhu olan bir takımda aynı amaç için benzer hareket tarzını benimsemiş farklı insanların yardımlaşması, bilgileri paylaşması, yapılanların sonuçları hakkında benzer kaygılarla takipçi olmaları hedeflenir. Ama baskıcılığın baskın olduğu yönetimlerde motivasyon ortak hedeflere değil bireysel hedeflere göre oluştuğu için dayanıklı ilişki sınırları geliştirilemez. Ortaya çıkan çalışma modeli iletişim halinde olması gereken kişilerde kutuplaşmaya neden olur. Kırık hatların oluşması iletişimi koparır, konuşmayan gruplar kurumsal enerjiyi tüketir.
12 - Despotizmin on ikinci sonucu maskulen zehirlenmedir. Maganda psikozu da denilebilir. Baskıcı kültürlerde saldırgan, rekabetçi, baskıcı, egemen tutumlar ödüllendirilir. Bu tutumlar erkeksi tutumlardır. İşbirliği, paylaşma, yardımlaşma gibi daha dişil değerler ihmal edilir. Erkeklerin hakim olduğu askeri kurumlar, endüstri birimlerinde bu durum için testosteren zehirlenmesi de denir. Cinsiyete dayalı kast sistemi sonucu yenilik ve üretkenlik bastırılır. Yerel kahramanlar ve savaşçılar takım ruhuna zarar verdikleri için aykırı fikirlerin ve zehirli düşüncelerin ve sapkın grupların oluşması sonucunu doğurur. Organizmanın bölünmesi ve yıkılması sonucuna sıklıkla rastlanır.
13 - Despotizmin on üçüncü sonucu işler ters gittiğinde sistemin suçlanması ve yıkılması sürecini tetiklemesidir. Baskıcılıkta yetkilerle birlikte sorumluluklar da kartelleşmiştir. Tekelleşmiş ortamlarda halinden memnun olmaya dayalı bir sistem vardır. Hata yapmamak doğru hareket etmekten daha önemli hale gelir. Doğrular için risk almayan bireyler pasif karşı çıkışlar ve tutumlar gösterir. Girişimde bulunma bunları destekleme kapasitesi zayıflamış topluluklar konfor ve refaha düşmüşlerdir. İşler yolunda gitmediğinde risk almak yerine sistemi suçlamak genel eğilim şeklindedir. Çoğunluğun memnun olmadığı bir sistemde dağılma sürecine girer.
Adaleti tesis etmek için hangi yöntem uygulanmalı?..
Asr-ı saadette Hz. Peygamberin (as) yönetim tarifini yapmamas ve halife bırakmaması ne anlama geliyor? İlahi hedef adalet olduğuna göre yöntem insanlara mı bırakıldı? Bu çağın yöntemi meşrutiyet veya demokrasi olabilir mi? Bediüzzaman'ın 100 yıl önce ısrarlı bir şekilde meşrutiyet-i meşrua'dan, Kur'anın istibdada müsait olmadığından bahsetmesi ve hürriyetin asıl olduğuna vurgu yapmas oldukça ilginçtir.
Demokrasinin temelini, halkın kendi geleceğini kendisinin tayin etmesi oluşturur. Özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık genel ilkelerdir.
Adaletin olmadığı yerde korku artar güven azalır, öç alma isteği, düşmanlık duyguları yükselir, barış ve dostluk duyguları zayıflar. Hangi yöntem kullanılırsa günümüzde adalet sağlanır? Ortaçağın despotizmi din adına bile olsa adaleti sağlayamıyor. İletişim çağında korkutarak insanları yönetmek mümkün değil. Özgürlüğü tatmış insaniyet din adına bile olsa artık susturulamaz. Münafıklığa götürecek baskının ne kadar dinin anlaşılmasına ve yaşanmasına faydası olacak. Korku ve bask ile dinin ritüellerini yapan insanlar ne kadar tecrit içinde tutulabilecekler. Çağın yöntemi açıklık, özgürlük, ikna ve inandırmaya dayalı işbirliği sağlayabilmedir. Böylece kutuplaşma, çatışma, bağnazlık ortadan kalkar. Kendi fikrine güvenen insanın, baskı ve tehditle sonuç almasına ihtiyaç yoktur. Kendi değerlerine inanan insan tartışmadan korkmaz, fikrine güvenen insan zora başvurmaz. Diyalog kapısının açık olması özgürlük ve çoğulculukla mümkündür. Farklı düşünenlere tolerans gösteremeyenler, fikrini savunmaktan aciz olanlardır. Her meselesi akla dayanan Kur'an'ı savunanlar neden serbest tartışmadan rahatsız olsunlar. Eğer her şey özgürce tartışıldığı halde toplumun çoğunluğu Kur'ani değerleri benimsemiyorsa zorla benimsetmek gerekir diye Kur'ani bir hüküm var mıdır? Tam tersi dinde zorlama yoktur.
Cumhuriyet, egemenliğin halka ait olduğu bir hükümet biçimi. Cumhuriyet seçkinlerden oluşan elitist aristokrat bir grubun elinde ise aristokratik cumhuriyet; halkın egemenliğine dayalı ise demokratik bir cumhuriyettir.
İslamiyet ile Demokrasi arasında uyuşmazlık ölçüsü nedir?..
Bediüzzaman zamanın İslam alimleri içerisinde meşrutiyet-i meşrua olarak halkın temsilciler aracılığı ile egemenliği elinde bulundurduğu 2. Meşrutiyeti şiddetle savunmuştur. Cumhuriyet döneminde isim ve resimden ibaret olmayan tam adalet, gerçek hürriyet manayı dindar reisicumhur tarifi yapması Şualar isimli eserin 14. Şua'sında açıkça beyan edilmektedir. Ra'd suresi 11. ayette “bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” Şura suresi 38. Ayette “Onlar meselelerini aralarında istişare ederler” gibi ayetler ve “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hadis-i şerifi insanları zorla müslüman yapmaktan men eder. “Dinde zorlama yoktur” ayeti doğru yorumlanırsa İslam dininin demokratik cumhuriyet yönetimi ile doku uyuşmazlığı içinde olmadığı tezinin Bediüzzaman tarafından savunulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Sonuç olarak, Bediüzzamanın adaleti kişinin iç dünyasında ilim çevrelerinde ve insanlarla ilişkilerinde ve halkın temsilciler aracılığı ile kendini yönetmesi tezinde hem değer olarak hem de yöntem olarak savunmuştur. Özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık gibi temel demokratik değerleri eserlerinde ısrarla vurgulamıştır.
Günümüzde bu değerleri savunanlara din adına kafir diyen ve kanları helaldir diyenlerin varlığı düşünülürse, Bediüzaman'ın çağımızın bir fırsatı olduğu anlaşılır.
NurDergi




