You are here: Ana Sayfa KUR'AN-I KERİM Günümüzde en önemli mesele; İttihad-ı İslamiyye

Günümüzde en önemli mesele; İttihad-ı İslamiyye

e-Posta Yazdır PDF

Müslümanlar'ın birbirleriyle çekişmeleri Allah Katında büyük bir sorumluluktur. Bediüzzaman, Müslümanlar arasındaki ihtilaf tehlikesine karşı ittifak yöntemini işaret eder.

“Zamanın En Büyük Farzı İttihad-ı İslamiyye’dir.” Bediüzzaman
Günümüzde Müslümanlar arasında ihtilaf konusu olan birçok konu vardır. Fikir birliğine varılamaması nedeniyle birçok konu tartışma ve çatışmaya dönüşmektedir. Oysa aklın ve vicdanın yolu bir olmalı, kanlı ideolojiler ve zulüm yok olana kadar fikir mücadelesi sürmelidir.
Bediüzzaman Müslümanlar arasındaki ihtilaf tehlikesine karşı ittifak yöntemini işaret eder. Ve bu konuda şu sözleri söyler: “Ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve düşmanca taraf tutmanızdan kuvvetiniz hiçe iner. Az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Sosyal hayatla alakanız varsa, 'Mümin mümin için sağlam bir binanın birbirine kuvvet veren taşları gibidir' yüksek prensibini, hayat prensibi yapınız. Dünya sefilliğinden ve ahiret sıkıntısından kurtulunuz.”
İnanan insanların imkanlarını birleştirerek elbirliği ile insanları zulme karşı korumaları son derece önemlidir. Bu fikir mücadelesinde ne kadar çok hizmet edilirse, ‘yeryüzünde fitne kalmaması’ daha çabuk gerçekleşecektir.
Toplumda zulüm uygulayan, insanlara eziyet eden kişilere karşı onurlu bir mücadele içinde olmak yerine, Müslümanlar'ın birbirleriyle çekişmeleri Allah Katında büyük bir sorumluluktur.
Kur’an’daki, "Allah'a ve Resulü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal Suresi 46)  buyruğu gereğince iman edenlerin, çekişmeden şiddetle kaçınmaları gereklidir.
Günümüz dünyasında açlık, yoksulluk, parasızlık en önemli sorunların başında gelir. Yönetimdeki ve ekonomideki aksaklıklar, savaşlar, baskıcı yönetimler insanların yoksulluk çekmelerine neden olmaktadır. Zor koşullarda ya da ağır şartlarda yaşayan, imkanları olmayan insanlar yardıma muhtaçtırlar. Kur’an’da iman edenlere bu konudaki sorumlulukları şöyle bildirilir:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75) 
Müslümanların arasında mezhep, görüş ve uygulama anlamında çeşitli farklılıklar olabilir. Ancak bu farklılıklar “…birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. (Hucurat Suresi,13) ayetiyle bildirildiği gibi tanışıp kaynaşmaları içindir. Farklı olmaları birbirlerinin din kardeşi olduğu gerçeğini değiştirmez. Vicdanlı Müslümanlara düşen, Kur’an ahlakı gereğince bu kardeşliği korumak ve güçlendirmektir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), "Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapmayacaksınız; Kur’an ve sünnetim" sözleriyle Müslümanlara uymaları gereken yolu gösterir. Bizlere düşen onun ışığıyla aydınlanan bu yola uymak ve Allah'ın şu buyruğunu unutmamaktır:
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)
Din dışı felsefelerden ve çarpık görüşlerden kaynaklanan zulmün yeryüzünden tamamen kalktığını, ancak terör, anarşi ve akan kanlar durduğunda anlayabiliriz. Ancak hala masum insanlar katlediliyor ve birçok yerde zulümler devam ediyorsa, bu kanlı ideolojilerin taraftarları iş başında demektir.
Ortadoğuda yıllardır süren Filistin- İsrail sorunu da, deccali/şeytani yöntemlerle değil, rahmani yöntemlerle çözülür. Bölgede, Allah’ın sistemi, şeytanî sistemin yerini almadıkça ızdırabın, acının önüne geçmek mümkün değildir.
O halde öncelikle yapılması gereken, tüm Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun yeniden hayata geçirilmesidir… Ve vicdanlı insanlara düşen görev çok açıktır; ”fitne kalmayıncaya kadar” mücadele etmek...
Çünkü: “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” (Saff Suresi,4)
Sorunların çözümü, bütün Müslümanların birlik olmasıdır, Allah'ın ipine sarılmaktır; bu Allah’ın emridir. Namaz ve oruç gibi bir buyruktur. Bir insanın namazını kılmaması nasıl büyük bir yanılgı ise, İslam âleminin birleşmesini ve birlikte hareket etmesini istememek de büyük bir yanılgı olabilir.
Son dönemde uluslararası toplantı ve konferanslarda, İslam dünyasının çok ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olduğu, bunların üstesinden gelmenin tek yolunun İslam toplumlarının ve İslam ülkelerinin ittifakından geçtiği yönünde sıklıkla açıklamalar yapılmaktadır. Böyle bir ittifakta, Osmanlı İmparatorluğu ile İslam dünyasının manevi liderliğini yapan Türkiye, doğal lider konumundadır.
Ancak Türk Milleti'nin lider olması isteği asla bir ırk üstünlüğü düşüncesine dayanmaz. Bunun özünde "biz üstünüz, diğer ırklar bize tabi olmalıdır" gibi akıl dışı ve Kur'an ahlakına hiç uygun olmayan bir düşünce yoktur. Söz konusu olan ahlaki bir üstünlüktür. Söz edilen liderlik de korumaya, kollamaya, hizmet etmek için sorumluluğa talip olma işidir, bir tür ağabeylik anlamındadır.
Türk ve İslam ülkelerinin birlik olması yalnızca Müslümanlar'ın değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılara -Allah'ın izniyle- son verecek, dünya barış, huzur ve mutluluğa kavuşacaktır. Böylece Kur'an ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. Bu Allah'ın vaadidir ve O’nun dilemesiyle gerçekleşecektir:
"Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)
Allah vaadinden dönmez; O’nun vaadi gerçekleşecektir. Bizler ise O'nun dinine ne kadar yardım ettiğimizle/etmediğimizle deneneceğiz.
Fuat TÜRKER

 

 
  • AYET MEALİ

  • HADİS

  • RİSALE-İ NUR

Ey iman edenler!

Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

O sayılı günler,  Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır.

Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.

(Bakara:183-185)

 

 

 

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

"Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir."

"Cennette "Reyyan" denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez."

 

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, bir şükr-ü mânevîye mazhar olur. (Mektubat)

CEVŞEN'DEN DUA..


pow3rz crew PIC Devreler PIC Devreler ankara caddesi haber