
Üstad Hazretlerinin Talebesi Merhum Bekir BERK 1926 yılında Ordu'da doğdu. İlkokulu Beşiktaş 20. İlkokulu'nda, ortaokulu Gaziosman Paşa Ortaokulu'nda,
Liseyi Balıkesir Lisesinde okudu. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi'nde lise bitirme ve Devlet Olgunluk İmtihanlarına girip, diplomasını aldı.İstanbul Hukuk Fakültesinden 1951 yılında mezun oldu. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra T.C.Adalet Bakanlığı nezaretindeki İstanbul Adliyesinde bir yıl staj-ihtisas yaptıktan sonra avukatlık ruhsatnamesi aldı. Avukatlık hakkını elde ettikten sonra İstanbul Barosuna kaydolarak avukatlığa başladı.Avukatlığa 20 yıl (1953-1973) devam etti..1973 yılında hac vazifesini ifa ettikten sonra Suudi Arabistana yerleşti.Cidde Radyosu Türkçe yayın bölümünde 1974 yılı Eylül ayında çalışmaya başladı.1989 yılının Martında yaş haddi sebebiyle akdi sona erdi.15 yıl programcı ve spiker olarak görev yaptı.Yaptığı programlar: Edebiyat Dünyası, İlim ve İman, Tarihten Sayfalar, Konu ve Çözüm, Yeni Buluşlar.Eserleri: Komünizme Karşı Mücadele(1950-1952) adlı dergi,Dünya Anayasalarında Din (1960), Patrikhane ve Kıbrıs (1962), Mülakat, Ankara Davası (2 defa 1900 nüsha), İslami Hareket, Müslümanlar Kızıllarla Bir Tutulamaz (1969), Kanunsuz Suç Olmaz, İlmi ve Hukuki Açıdan Nurculuk Davası (1971), Kararlar (I-II), İthamları Reddediyorum (1972), Hakkın Zaferi İçin (1972), Zafer Bizimdir(1972), Türkiye'de Nurculuk Davası, Körfez Fitnesi (1991).Ayrıca Sabahattin Aksakal tarafından yayınlanan Hakkın Müdafaası adlı eserde bazı müdafaları yayınlanmıştır.
Üstad'ın ölümünden sonra Nur Talebeleri İzmir'de Zülfikar gazetesini çıkardılar. O toplatılınca Uhuvvet yayına başladı. Bekir Berk, Zübeyir Gündüzalp ile 1967-71 arasında radikal İttihat Gazetesi'ni çıkardılar.
1965 de Türkiye çapındaki derneklerin %25 i Müslümanlar'ın elindeydi.
4 Mart 1965 de İttihad gazetesinde şöyle yazar: ‘..Komunizm'i durdurmak ve ona karşı tedbir almak iddiası samimiyse; tek çare dine sarılmak, İslam'a kuvvet vermek.. Müslümanlar'ın ellerindeki ayaklarındaki zincirleri çözmek ve serbest bırakmak gerekir..'
MTTB'be bağlı İÜ Hukuk Fakultesi Talebe Cemiyeti Yönetim Kurulu, MTTB Komunizmle Mücadele Komisyon üyeliği; Türk Kültür Ocağı ( 2 dönem Başkanlık), Türkiye-Pakistan Dostluk Cemiyeti, Milliyetçiler Federasyonu, Milliyetçiler Derneği İstanbul Şubesi Başkanlıklarında bulundu.
Said Nursi hazretleri ve Nur Talebeleri'ni savunmak için tüm mesaisini teksif ettiğinden, Milliyetçiler Derneği'nden ayrılıp bütün hayatını Müslümanlar'ın savunmalarına ayırdı. Üstad Hazretleri, bizzat kendisine vekalet vermiş ‘Seni bana Allah gönderdi' demişti. Cüzdanında onun kendisine bereketlenmesi için verdiği demir beş kuruşlar, yüz paralar vardı. Nur davalarına 1958 de Dr.Tahsin Tola'nın Ankara davası ile başlamıştı.
Bekir Berk'ten bir hatıra: Hür Adam Gazetesinde bir yazı çıkıyor. Bu yazıda herkesin yeis içinde olduğu, hatta Üstad'ın bile ümitsizliğe kapıldığı anlatılıyor. Bekir Berk hemen bir yazı yazıyor ve gazeteye gönderiyor. Yayınlanan yazıda Üstad'ın hiçbir zaman yeise düşmediğini ifade ediyor. O gece bir rüya görüyor. Kendisi bir yolun kenarında bekliyor. Uzaktan bir fayton geliyor ve yanında duruyor. Faytondan Üstad uzanıyor, onun omuzlarını kavrıyor ve alnından öpüyor. Tam bu sırada telefon çalıyor ve uyanıyor. Rüyası kesildiği için kızgın kızgın telefonu kaldırıyor. Telefonun öbür ucunda Sungur Abi diyor ki: "Bekir Bey, Üstadımız yanımda. Seni alnından öpüyor!".
Bekir ağabey ile yardımcı olarak çeşitli mahkemelere katılan Hamdi Sağlamer'den bir hatıra: Ankara temyiz Mehkemesi.. Meşhur Savcı Esenel'in huzurunda savunmasını yaptı. Savcı: ‘Bekir bey, Bekir Bey, kime güveniyorsunuz da böyle pervasızca konuşuyorsunuz? Dedi. Bekir abi birden çantasını açtı. Elini hızla içine daldırdı. Ve çantasından çıkardığı beyaz bir bezi Savcının önüne fırlattı: ‘Buna güveniyorum sayın savcı!'. Bu bir kefendi. Savcı mosmor kesildi. Dudakları ve elleri titriyor, masasından atmak için bile kefene dokunamıyordu. Oturmayı bile unutmuş ayakta kala kalmıştı. Bekir abi yavaşça kefenini masadan, özenle katladı ve tekrar çantasına yerleştirdi.'
Gazete ve dergilerde müslümanlar ve nur talebelerinin hukuklarını koruyan bir çok yazısı yayınlanmıştır. ilk yazısı İstanbul'da yayımlanan Altın Işık Dergisi'nde çıktı.Diğer yazıları Altın Işık, Güzel Ordu, Tez Kalkınma, Sebilürreşad, Demokrat Akşehir, Orkun, Ocak, Büyük Doğu, Komunizme Karşı Mücadele, Hukuk Yolu, Yeni Asya, Yeni Nesil, Köprü vd. gazete ve Dergilerde yayımlandı. Komunizme Karşı Mücadele Dergisinin (1950-52) kurucu ve yayımcısı idi.
1971 muhtırası.. Berk Balıkesir'de. Abdunnur Keseli'nin misafiri. Evde 7 kişi var. A.Keseli, Bekir Berk, Hasan Aktunç, Ömer Lütfi Mert, Mehmet İnce, Taceddin Demir ve Rasim Demir.. Sabah namazının 2. rekatında kapı dövülür. Komiser kapının geç açılmasına sinirlenir. Silah ararlar. Apar topar karakola götürülürler. Ev didik didik aranır, Kitaplar emniyete getirilir. Akşama kadar evraklar tamamlanır, savcılığa götütülürler. Ağır Cezaya çıkarılırlar. Tevkif edilip Balıkesir Cezaevine konulurlar.
Basın olayı ‘Bir grup Nurcu, uzun entari ve baştan aşağı beyaz kılıklarıyla ayin yaparken suçüstü yakalandılar' diye verir. 11 gün sonra İzmir'e aktarılırlar. Bir çok yerdede Nur Talebeleri Sıkıyönetim Komutanlığı'nca takip edilirler. Savcı Berk'e sorar:
-Söyle, şeriatçı mısın, şeriat ve cumhuriyet hakkında ne düşünüyorsun?
‘Şeriat, İslam, iman ve Kur'an hükümlerinin toplamıdır. Elhamdulillah ben mü'minim, müslümanım ve bütün zerratımla şeriat'a bağlıyım. Ayrıca İslam, diktatörlüğü değil, meşvereti esas almıştır. Şeriat'a bağlı bir Cumhuriyetçiyim.' der ve uzunca savunmasını yapar. Hapis kararı önceden alındığı için savunma dikkate alınmaz ve 4 ay hapis cezası verilir.
Hamdi Sağlamer anlatıyor: O, girdiği yere hâkim olurdu. Burası bir mahkeme salonu, bir konferans salonu veya dostlar meclisi veya bir lokanta ve mahalle dahi olsa bu değişmezdi.
Urfa'da dergâhın yanında bir lokantaya girmiştik. Duvarlarda uygun olmayan resimler vardı. Bunları elleriyle söktükten sonra dükkânın sahibine, Halil İbrahim Dergâhına komşu olan bu dükkâna ancak Kâbe resimlerinin yakışacağını çok kibarca söyledi. Adam hiç itiraz etmeden kabul etti. Hatta gittiğimiz içkili lokantalardan kaç defa içkiyi kaldırttığını bilirim! Başkası dese, “Sana ne!” derler. Ama ona itiraz etmezlerdi. Aynı şeyi biz yapsak mutlaka kavga çıkardı. Manevî bir ağırlığı vardı. Beyefendi, nazik ve modern bir görüntüsü vardı. Muhataplarını etki altına alırdı.
Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden olan Mehmet Emin Birinci'nin aktardığı hatıralara göre, o sıralarda İstanbul Barosu avukatlarından olan Bekir Berk'e Risale-i Nur Davası'nı savunmak için teklif götürüldü. Dr. Tahsin Tola tarafından sunulan bu teklifi memnuniyetle kabul eden Bekir Berk, vekâletname tanzim edilmek üzere hapiste tutulan Nur talebelerini ziyarete gitti. Gerekli işlemler yapıldıktan sonra ilk sorusu şöyle oldu: “Arkadaşlar! Biz sizlerin bir an önce hapisten çıkmanız için mi çalışalım; yoksa inandığınız dava için mi müdafaa yapalım?” Oradaki Nur talebeleri sanki söz birliği etmişçesine “Biz burada on sene yatsak da razıyız. Siz Risale-i Nur'daki ulvî davanın müdafaasına çalışınız.” dediler. Bu beklenmedik cevap karşısında genç Avukat Bekir Berk çok şaşırdı. Bekir Berk'i belki en derin hissiyatlarına varıncaya kadar titretti. Böylelikle gelecekteki ömrünü Nur Risaleleri'nin savunmasına adadı. Elbette, aynı ortak kaderi paylaşanların, 163. maddenin hışmına uğrayanların da savunucusu oldu.
8 Aralık 1973 de İstanbul Barosu'ndan istifa ederek Suudi Arabistana hicret etti. 15 sene Cidde Radyosu'nda hizmet verdi. Suudi Arabistan'daki Basın yayın kuruluşlarında uzun yıllar çalıştı. Her cuma günü umre yapar, tekrar Cidde'ye dönerdi. Özellikle Türkiye'den giden hacılara büyük yardımları dokunmuştur.
Daha sonra ciddi hastalıkları sebebiyle tedavi olmak maksadıyla 1992 yılında Türkiye'ye dönen Bekir BERK ağabey " Ölürsem de vatanımda öleyim" diyerek ömrünün son günlerini İstanbul'da Kur'an hizmetiyle geçirdi. Bekir Berk, kanser hastası idi. Hem de iki yıl ölümü bekleyerek devam eden hastalık. Biraz uzun konuşsa, ağzından kan gelmekte. Kendisine, kendisi hakkında bir belgesel çekilmesi ve bu belgeselde kendisinin doğrudan rol alması talebinde bulunanlara Bekir Berk'in cevabı şu oldu: “Ben dâvâmın figüranlığına bile razıyım.” Belgesel çekildi. Bekir Berk henüz hayattayken, böylesi güzel ve çok önemli bir eseri ortaya çıkarmaktan dolayı meydana gelen sevinç ve sürûr, çok geçmeden acı bir burukluğa yerini bıraktı. Bediüzzaman'ın Abdurrahman'ı, Risale-i Nur'un, Nur talebelerinin, mazlumların Avukat'ı, Nur'un en büyük kahramanı Bekir Berk, 14 Haziran 1992 tarihinde Hakk'ın rahmetine vâsıl oldu. Allah rahmet eylesin...
İhsan ATASOY



