
“Ümitvar olunuz şu istikbâl inkılâbı içerisinde en yüksek gür seda İslâm'ın olacaktır” diye bugünleri görür gibi işaret eden Üstad'ın öngörüleri bir bir
tahakkuk ettiğini görmekte ve yaşamaktayız.16 Haziran salı akşamı, babası Alman annesi Rus olan “Antony Chery” yani yeni ismi “İbrahim Nur” kardeşimi Annesiyle birlikte Mehmet Abi çay sohbetine bize getirmişti. İlk bakışta bizden biri gibi sandım. Sadece birazcık sarışın olması dışında Alman olduğuna pek inanasım gelmedi. Kendisi açıklamasaydı fark edemiyecektim.
Konuşmasından ve aksanından doğulu olduğunu zannetmiştim. Mütebessim bir yüzü ve kendisinden oldukça emin bir tavır sergiliyordu. Konuştukça “Risale” hakkında derin bir bilgi sahibi olduğunu da fark ettim.
Hamamcıoğlunun ısrarı üzerine bize nefis bir ders yaptı. Bilhassa açıklamaları ve verdiği örnekler tek kelime ile harikaydı. Tane tane konuşuyordu. Bu eserlere olan vukufiyeti karşısında hayretim ve şaşkınlığım daha da artmıştı. Yıllarca dersanelerde kalan arkadaşlarımız gibi mevzulara hakimdi. Batının akılcılığı ile doğunun kalb ve vicdan birlikteliğini fevkalade güzel kuruyor ve olayları sebep-sonuç ilişkisi içerisinde güzel bir şekilde yorumluyordu.
Dışarıdan birisinin gözü ile ülkemizdeki ve dışarıdaki bu güzel hizmetlerimizi değerlendirmesi ve yorumlamaları hazır bulunan kardeşlerimizi oldukça sevindirmişti. Özellikle Rusya'daki askeri okullarda, üniversite ve diğer okullardaki nur hizmetlerinin bugünkü ulaştığı merhaleyi anlatınca Hayrullah Abi'nin ağzından dökülen gayr- ihtiyari o Allah sözünü duymanızı isterdim. Oradaki kardeşlerle çekilen fotoğrafları gösterirken ben yetmişli yıllara o zorluklar ve baskılarla dolu maziye dalmıştım. Tabiî ki, şartların zorluğu nisbetinde muhabbet ve “müfritane “ irtibatın o derece arttığını o günleri yaşayan ağabeylerimiz bilirler. İşte o fotoğraflarda onu müşahede ettim.
Almanya'da kendimi Türkiye'de gibi hissediyorum, diyordu İbrahim. Sizler birazcık sabrediniz yakında nasıl Avrupa'yı da geçeceğinizi göreceksiniz diyordu.
“Geçenlerde Başbakan Erdoğan Almanya'ya geldiğinde afişleri bilbordlara asılmıştı. Afişlerde Alman bayraklarında bulunan kırmızı zemine ay-yıldız konulmuştu. En katı alman partililer bile on-onbeş sene içerisinde Almanya'nın çoğunluğunun Müslümanlaşacağını itiraf ederek bu ay-yıldızlı Alman bayrağını kastederek bari beş-on sene daha bekleseydiniz de o zaman assaydınız diye bizlere gerçeği ifade ettiğini büyük bir sevinçle anlatıyordu,” İbrahim.
Kendisine bu güzel Türkçe'yi nasıl öğrendiğini sordum: Elini “Risaleler'in” üzerine koyarak; işte bunlardan öğrendim dedi. On yıl önce Müslüman oldum. O günden beri elimden düşürmüyorum. Köln'de oturuyoruz. Her akşam dersimizi yapıyoruz. Sokağa çıktığınızda her tarafta Türkler var. Adeta Türkiye'de gibisiniz. Türkiye bir yıldız gibi yeniden doğuyor. Çok şanslısınız diyordu bizlere.
Bizlere çok güzel müjdeler veriyordu gelecek açısından. Bekleyiniz diyordu. Üstadın bütün müjdeleri ortaya çıkacak diyordu. Avrupa İslamlaşacak ve Türkiye'de diğer Müslüman ülkelerini peşine takarak hakiki (İslâm) medeniyetini yeryüzüne hakim kılacak. Hutbe-i Şamiye'de ifade edildiği gibi İslâm Medeniyetinin önündeki bütün engeller ortadan kalkacak, siz belki bunu göremiyorsunuz ama ben bunu görüyorum, diyordu İbrahim.
Bütün ısrarlarıma rağmen fotoğraf çektirmeme müsaade etmedi. Hatta kendisinin haber yapılmasını da istemiyordu. Bizim vazifemiz koşturmak ve hizmet etmektir, netice ise Cenab-ı Hakka aittir, diyerek takva ve hizmet düsturunu bize hatırlatıyordu.
Saatler nasıl geçmişti bilemedik. Mehmet ağabey artık müsaade istiyordu. İbrahim annesi ile beraber birkaç hafta daha Bursa'da kalacaklardı. Kendilerinden Köln'deki adreslerini aldık. Köln'de buluşmak üzere ayrıldık.
İbrahimler gibi dünyanın dört bir tarafından ayrı ayrı renklerden ve ırklardan kardeşler kazandıran bir davaya hayatını ve gönlünü verenlere selâm olsun.
Recai ALBAY



