NurDergi

You are here: Ana Sayfa KUR'AN-I KERİM İbadetin ehemmiyeti ve Namaz..

İbadetin ehemmiyeti ve Namaz..

e-Posta Yazdır PDF

İbadet, İslâm dininin ruhu ve temelidir. İman edip ibadet eden insan Rabb'iyle bağlantı kurar. Böylece Kâmil manada Müslüman olur ve Cenab-ı Hakkın muhabbet ve rızasını kazanır.

İbadet, Cenab-ı Hakkın varlık ve birliğini, azamet  ve kibriyasını tasdik ederek O’na kulluk etmektir.
İbadet, “Hâlık ile abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir rabıtadır.”[İşarat-ül İ’caz]
Cenab-ı Hak, bütün alemi birbirine raptedip insanın hizmetine verdiği gibi, insanı da kendisine  ibadet için yaratmıştır. Ta ki insanın iman, ubudiyet ve tefekkür ile Allah’a olan irtibatı devam etmiş olsun. İbadet vesilesiyle halk ile Halık arasında ülfet ve ünsiyet olur. Allah onları sever, onlar da Allah’a karşı olan kulluk vazifelerini aşk ve muhabbetle yaparak O’na karşı itaatlerini bildirirler.
Bir ayette mealen şöyle buyrulur:
“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”[ Zariat Suresi, 51/ 56] buyurarak, bu hakikati ifade etmiştir.
Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, insanın yaratılışındaki asıl gaye, Allah’a iman etmek ve ona gönül hoşluğuyla ibadet edip rızasını kazanmaktır.
Başka bir ayette de mealen şöyle buyrulmaktadır: “Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vâsıl olasınız. Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki, arzı size döşek ,semayı binanıza dam yapmış ve semadan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve sâir gıdalar çıkartsın. Öyle ise, Allah’a  misil ve şerik yapmayınız. Bilirsiniz ki, Allah’tan başka ma’bud ve Hâlıkınız yoktır.”[Bakara Suresi, 2/ 21-22]
Cenab-ı Hakk’ın insana vermiş olduğu maddi ve manevî, enfusi ve afaki nimetlerin nihayeti yoktur. İnsan,  o nimetleri  veren Münim-i Kerimi düşünerek, muhabbet ve ibadetini O’na hasretmelidir. İbadet Allah’ın vermiş olduğu bu sayısız nimetlerine karşı bir şükürdür. Şükür ise, en mühim ibadetlerden biridir.
Şükür, verilen herhangi bir nimetten dolayı lisan, fiil ve kalp ile Allah’a yapılan saygı ve hürmettir.
İnsan, vazife-i asliyesi olan ibadeti kendi saadet ve selametine vesile yapıp, Allah’ın ibadetten müstağni olduğuna itikat etmelidir. Yani insan, Cenab-ı Hakk’ın hiçbir mahlukun ibadetine muhtaç olmadığının şuurunda olmalıdır. Evet, bir hastanın doktorun verdiği ilaçları kullanması onun faydasınadır. O ilaca tabibin değil, hastanın ihtiyacı vardır. İnsan ibadet ve taatte sabredip, onda devam etmelidir. İnsan ancak sabır ile maddi ve manevi kemalata kavuşur ve kurtuluşa erer.
Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “ Onlar, sabır edicilerdir, sadıktırlar, ibadetlere müdavimdirler…” [Âl-i İmran 3/17] Beşerin en nuranî ve en mükemmeli olan umum peygamberler ile  evliyalar, mürşitler ve müminler göstermiş oldukları bu sabır ile makam-ı mahbubiyete çıkmışlardır. . “Allah sabredenler ile beraberdir.”[ Âl-i İmran 3/17] Evet, Allah’ın bir insan ile beraber olması en büyük bir saadet ve en yüksek bir makamdır.
Ulema-i Kiram  Hazretleri ibadeti üçe ayırmışlardır:
1 - Cenneti kazanmak için yapılan ibadetler,
2 - Cehennem azabından kurtulmak için yapılan ibadetler,
3 - Muhabbetullah ve Rıza-i İlahi için yapılan ibadetler,
Bu ibadet çeşitlerinin en efdali muhabbetullah  ve rıza-i ilahi için yapılandır. Bediüzzaman bu hakikatı şöyle ifade eder:     
“Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir.”[Lem’alar]
İbadet, ne cehennemden kurtulmak ne de cenneti kazanmak için yapılmamalı. Ubudiyet garazsız ve sırf Allah için olmalı.
“Belki sebepsiz ve bizzat mahbup olan kemal-i mutlak sâhibi Zât-ı Zülkemâl”e karşı ubudiyet akıl ve vicdanın gereğidir.
İnsanın en mükemmel fiili, kendi vicdanın sesiyle riyasız olarak aşk ve muhabbetle yaptığı ibadettir. Zaten ibadetin hakikatı da budur. Bir kulun aşk, muhabbet ve hürmetle halıkını sevip O’nu tazim etmesi,  cidden şerif ve nezif bir ibadettir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi;
“ Ubudiyetin esası olan, acz ve fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı uluhiyete karşı secde etmektir.”
İnsanoğlu garip ve acip bir mahlûktur. İnsanlardan, ara sıra da olsa, Cenab-ı Hakkın rububiyet sıfatını taklide cesaret edenler olmuştur. Firavun ve Nemrut onlardan sadece ikisidir. Ancak bunlardan  biri suda boğulurken, diğeri de bir sineğe mağlup olup elim akibete uğramışlardır.
Büyüklük ve azamet Allah-ı Azimüşşan’a mahsustur. Öyle ise  bir mikroba bile mağlup olan insanın ne haddi var ki, bunlara sahip olma davasında bulunsun.  Zillet içinde büyüklük taslamak, nefsin oyuncağı olmak demektir. Zira köle, kendini efendisinin yerine koyamaz.
İbadetlerin başı ve en önemlisi namazdır.   Namaz içinde insana huzur veren öyle büyük bir sır vardır ki, tarif edilmez. Cenab-ı Hak kullarını günde beş defa kendi manevi huzuruna davet ederek onlarla adeta sohbet ediyor, onların manevi derecelerini arttırıyor ve huzuru ile onları şereftendiriyor.
Namaz, insanın, “Mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Mâbud-i Cemîl-i Zülcelâl’in huzuruna kabülü” dür. [Sözler]
Evet, insan için Allah’a muhatap olmaktan ve O’nunla böyle ulvî bir sohbet etmekten daha büyük bir huzur, daha büyük bir izzet ve şeref düşünülebilir mi? Böyle bir davetin ulviyetini ve kıymetini anlayan bir insanın şevk ile o huzura koşması icab eder.
İnsan nafile ibadetler, dua, zikir ve Kur’an okumakla da Cenab-ı Hak ile mükâleme şerefine her an ve her yerde nail olabilir. Namaz kılmayan bir insan, bu şereften mahrum kalacağı gibi, büyük bir azaba da düçar olacaktır.    
“Sana vahyolunan kitabı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten men eder. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.”[ Ankebut Suresi, 29/45] 
“Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki, kurtuluşa eresiniz.”[ Hac Suresi, 22/77]
Evet, “Namazda; ruhun ve  kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır.”[ Sözler]

“Bir kulum beni tazim ederse, ben de onu tazim ederim. Beni tazimin en güzel yolu da namazdır.”  Bediüzzaman Hazretleri de namazın ehemmiyetini şöyle ifade eder:
“Namazın mânâsı Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükürdür.” [Sözler]
Allah’ın mü’minlere imandan sonra en büyük ihsanı, ikramı ve hediyesi namazdır.       
Mehmet KIRKINCI

 

 

 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
(Bakara-120)

HADİS-İ ŞERİF

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim-Tevbe )

RİSALE-İ NUR

Risâle-i Nur'un hocası Risâle-i Nur'dur. Risâle-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidâdı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdânınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır." (Konferans)

GÜZEL SÖZLER

Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir....

(İmam-ı Gazali Ks.)