NurDergi

You are here: Ana Sayfa NUR DÜNYASI Risale-i Nur'da Hizmet Metodu..

Risale-i Nur'da Hizmet Metodu..

e-Posta Yazdır PDF

Risale-i Nur Külliyatı, iman bilgisini “Matbuat lisanıyla ders verme” ihtiyacının çağdaş kaynağıdır. “İman hizmeti”nin emeli, insanın manevi bataryalarını daima dolu ve zinde tutmaktır."

Tevhidin aydınlığında bilgi ekseninde yoğunlaşan Risale-i nur Külliyatı, yaklaşık 40 dünya diline çevrilmekle ve okuyanların istifadelerinin yüksek olması nedeniyle her coğrafyada giderek artan bir ilginin konusudur.
Yüz yıla yakın mazisiyle toplum dokumuzun manevi varlığına kök salan Nur hizmeti, “Çağdaş Türkiye'de” bir “olay” dır. Külliyat müellifi Said Nursi'yi “Sosyal değişim” sürecinin odağında “Önemli olay” haline getiren sebep, Risale-i Nur'un iman ve irfan hizmetidir. Çünkü bu hizmet, “Hilkat şeceresinin meyvesi” olarak gördüğü insanı, önce İman dairesine” oradan da inancın yaşandığı “Hayat dairesine yüceltmeyi amaçlamıştır.
Risalelerdeki tahkiki “iman” dersleri sabırlı ve çetin çabalar sonunda yaygın bir ilginin konusu oldukça, “Tebliğ Metodu” o nisbette önem kazanıyor.
Külliyattaki mesajların muhataba takdim ve tebliğinde hizmet ölçülerinin bilinmesine duyulan ihtiyaç, geçmişten bu güne “Hizmet rehberi”nin tanzim ve neşriyle karşılanmış ve halen karşılanmaktadır.
İman hizmetinin metoduna ilişkin görüşler, Külliyatta etraflıca yer buluyor. Bediüzzaman Said Nursi, Hizmetle ilgili düşüncelerini ifade ederken “Metod” kavramı ile birlikte aynı anlamı ifade için “Meslek, meşrep, program, tarz, yol, usul, üslup” gibi kavramlarıda kullanmıştır.
* İman hizmetinin metoduna giriş..
Risale-i Nur hizmetinin amacı, Müslüman kimliğin çağımızda yeniden inşasıdır. Risale-i Nur Külliyatı zamanla küllenmiş “İslami Şuur” u tekrar canlandırma programının adıdır. Risaleler, geçmiş bin yılın yaralarını tedavi reçetesi olarak telif edilmiştir. Çağdaş İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi (1876-1960) tarafından telif edilen risaleler, hayatın ve yaradılışın amacını algılamada bir Kur'an dersidir. İnanç konularına ilgi duyan herkes bu eserlerin muhatabıdır. Risaleler, din, dil, etnik köken, sosyal sınıf farkı gibi konularda hiçbir ayırım yapmaksızın, Yaratıcının herkesçe tanınmasını amaçlar.
Nur Risaleleri, insan gerçeğini tanıma hayatın gayesini anlama ihtiyacı duyanlar için, tevhidi bakışın çağdaş başvuru kaynağıdır.
Adalet, şefkat ve merhametten mahrum hale getirilen medeniyeti, yaptığı tarifle gerçek anlamına oturttu. Böylece inanç ve ahlak boyutundan yoksun seküler çağı Kur'an bilinciyle tanıştırmak iman hizmetinin hedefi oldu.
Risaleler, aynı zamanda dünyanın halen içinden geçmekte olduğu inanç ve düşünce krizlerini aşmanın formüllerini geliştiren metinlerdir. Tarihi seyir içinde aynı inanç ve medeniyet havzasını paylaşan toplumlarda bile şiddetli çatışmalara yol açan “Din-Akıl” kavramları risalelerde çatışma konusu olmaktan çıkarılmış, “Kamil insan” kimliğinin birbirini tamamlayan iman ve irfan yüklü latifeleri haline getirilmiştir. Din ile bilim arasına çekilen sun'i perdeler kaldırılmıştır. Böylece dinin aydınlığında bilimin rehberliğinde kalp ve akıl ayağıyla yürünen bir hikmet ve hakikat yolu açılmıştır.
Risale-i Nur'un Kur'an merkezli düşünce sistemi, sadece kitapla sınırlı yayıncılık çabası olarak kalmadı, Külliyatta dile getirilen görüşler talebelerin şahsında insan kimliğinin yaşanan realitesi haline geldi. Düşüncelerini fazlasıyla yaşayan ilk örnek Bediüzzaman'ın kendisi idi. Yazdığı gibi yaşadı. Risaleler, sadece okunmakla kalmadı, kitap sayfalarını aşan bir ekol oluşturdu. Bu okulun adı “Risale-i Nur Mekteb-i İrfanı”dır. Dünyanın her yerinde bu eserleri tanıma bahtiyarlığına eren akıl ve gönüller, şimdi bu irfan mektebinin yaktığı meş'aleyle aydınlanıyor.
* Hizmet mensubunda bulunması gereken özellikler..
Risale-i Nur hizmetinin mensuplarında bulunması gereken haller yine risalelerde detaylı olarak bulunmaktadır. Bedüzzaman Kur'an ve hadis hükümlerinden bu modeli çıkarmıştır. Kalem süresi 4. ayetinde ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) “Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin” demektedir. Bu ayeti zikreden Bediüzzaman, Kur'anda güzel ahlakın örneği olarak gösterilen Peygamberimizin (asm) ahlakla ilgili bir hadisini şöyle naklediyor. “Benim insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi'setim ve gelmemin ehemmiyeti, ahlak-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlaksızlıktan kurtarmaktır.”
Bediüzzaman müslüman kimliğinin ahlakı değerlerini, peygamberimizin örnek ahlakında göstermiştir. Talebelerininde İslam ahlakı çerçevesinde bir düşünce ve yaşantıyı benimsemelerini etkili bir iman hizmetinin öncelikli şartı olarak görmüştür.
İslam'ın ahlak ölçülerine uygun yaşayış, onun nazarında hizmet mensubunun kimliğini aşan bir anlam ve misyona sahiptir. Zira “biz ahlak-ı İslamiyeyi halimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri dahi fevç fevç İslam'a dahil olacaklardır.” İslam ahlakına uygun bir yaşantı görüldüğü üzere tebliğ ve temsilin başta gelen şartıdır.
Risale-i Nur hizmetinin temel kavramlarının başında bir davranış ve ahlak normu olarak şüphesiz “İhlas” kavramı vardır. İnsanın bütün gücüyle tam bir teslimiyet ve samimiyetle Allah rızasını kazanma maksadına yönelmesi “İhlas” kavramıyla ifadesini bulur. İman, ibadet ve diğer tercihlerimizde “İhlas”ın varlığı zaruri bir haldir. Bir işte samimi ihlas içinde olmak, sonuç almanın ön şartından birisidir. Zira”Samimi bir ihlas, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, İhlas ile kim ne isterse Allah verir”
* Hizmet mensubunda olmaması gereken zaaflar..
İman hizmetinde kardeşliğin getirdiği ihlas, tesanüt, yardımlaşma, fedakarlık, sabır, sebat, tahammül gibi müsbet duyguları öne çıkarıp hayata geçirmek ne kadar önemliyse, kaçınılması gereken olumsuz duygular da vardır. Bunların başında enaniyet (Bencillik) duygusu gelir.
“Etrafında toplandığımız hizmet-i Kur'aniye, eneyi (ben merkezli düşünmeyi) kabul etmiyor. Nahnü (Biz duygusuyla düşünmeyi) istiyor. Ben demeyiniz, biz deyiniz, diyor.”
Bu ifadelerde görüldüğü gibi, “ben” duygusunu önde tutan bir düşünce ve yaşam tarzı, çağın hastalık derecesinde bir zaafıdır.
Eğer hizmet mensubuda kendi görüşünü haklı görme ve karşı fikri beğenmeme durumunda olursa olumlu işlerde aksamalar olacaktır. Bundan ise “ehl-i dalalet” istifade edecektir.
Bencil (egoist) duyguların zararlarından korunmanın bir diğer yoluda kıskançlıktan uzak durmaktır. Faydalı ve etkili hizmetin çarelerinden birisi kıskançlığın terkidir.
Hizmetin bütünlüğünü ve şahs-ı manevisini ilgilendiren konularda insiyatif kullanarak kişisel kararlar verip uygulamak, Risale-i Nur öğretisinde kesinlikle hoş görülmemiştir.
Bediüzzaman, kendi şahsı başta olmak üzere kişi odaklı bir hizmet anlayışını kesinlikle reddetmiştir. Çünkü onun anlayışında “İltifata itibar etmet” kişinin manevi hayatını tahrib eder, ihlası kaçırır. Hatta sevap beklenen ibadeti dahi ibadet olmaktan çıkarır iptal eder.
Bu ifadelere göre, yaptığımız her hayırlı iş ve ibadette maddi ve hatta manevi herhangi bir karşılık beklenmemelidir.
* Tebliğ konusunda dikkate alınacak hususlar..
Kur'an daki iman shakikatlerini tebliğ etmek, öncelikle uygun bir üslubu gerektirir. Bu ihtiyaç Kur'an da Taha suresinin “Ona yumuşak dille söyle” mealindeki 44. ayetiyle dile getirilmiştir. Ayette ki bu mananın bir o kadar önemli yönü, “Hal” dersidir. Yani hal ve hareketimizle ortaya koyduğumuz olumlu davranışlar.
Risaleler, ibadet boyutu bulunan bir yaşantı içinde kişinin mutluluğunu ister. Muhatap aldığı kişiyi bu hedefe yönlendirir. İslam'a göre “meşru ve helal olmayan lezzetin içinde bin elem” bulunduğu söylenir. İnsanın hissiyatını menfi arayışlardan alıkoyarak ”iman dairesindeki lezzeti ve saadeti” gösterir. İnsanın aklına ve vicdanına olumlu bir uslupla hitap edilmektedir. Kişiyi suçlayarak nefsine ağır gelecek bir tenkit uslubundan kaçınmak gerektiğini bize ders verir.
Kültürel ve manevi hizmetler, bir yönüyle sosyal faaliyet niteliğindedir. Bu alandaki hizmetlerin başarılı olmasında, kişisel diyalog ve sosyal davranışlarınışların etkisi yüksektir. Bu nedenle hizmet mensubu içinde bulunduğu sosyal şartları çok iyi bilmeli ve kendisini geliştirmelidir.
Bununla birlikte Bediüzzaman'ın “Maksadın hak ve doğru olması kadar, vasıtanında hak olması” ilkesiyle hareket edilerek, bir konuyu anlatmak ve kabul ettirmek için asılsız ve abartılı anlatımdan kaçınmak gerekir.
İman hizmetinin şahıslar üzerine bina edilemeyeceği risalelerden anlaşılmaktadır. İstişare edilmesinin ehemmiyeti vurgulanmaktadır. Bediüzzaman, meşvereti, hayatın her alanında saadetin yani düzenli ve huzurlu bir sistemin anahtarı olarak vasıflandırmıştır.
Risaleler önceleri el yazısıyla daha sonra ise teksir makinaları ile çoğaltıldı. Latin harfleri kullanılmasıyla birlikte matbaalarda basımına geçildi. Böylece 40'a yakın dile çevrilerek tüm dünyaya yayılması sağlandı. Bununla birlikte risaleleri okuyanlar ve tanıma ihtiyacı duyanlar arttıkça, risaleler ev sohbetlerinde komşu ve arkadaş ziyaretlerinde okunmaya başladı. İlginin geliştiği her beldede “Dershane” tabir edilen evlerin sayısı hızla çoğaldı. Zaman içinde gelişen teknolojiye uygun olarak band ve video kaset, CD, DVD, imkanları kullanıldı. Günümüzde ise radyo-TV yayıncılığı ve internet yayıncılığı da bunlara eklendi.
Risaleler ele aldığı konu alanları bakımından genelde imani bahisler, lahikalar ve müdafalar olmak üzere üçlü bir tasnife tabi tutulur. Risale-i Nur'u tam anlamak için bunların hepsini ayırım yapmadan okumak gerekir.
Diğer dini cemaatler ve gruplarla ilişkilerde ise Bediüzzaman, fikri ve sosyal münasebetleri “İman müşterekliği, muhabbet ve kardeşlik” esaslarına dayandırmıştır.
* Risale-i Nur hizmeti ve siyaset ilişkisi..
Risale-i Nur hizmeti herşeyden önce bir tebliğ ve irşad faaliyetidir. Siyasi faaliyet değil, insanları inançlarıyla buluşturma hizmetidir.
Risale-i Nur hizmeti bir başka yönüylede sivil toplum oluşumudur. Siyasi iktidarı elegeçirme veya iktidardan pay kapma mücadelesi değildir.
Toplumun dikkat ve ilgisini çeken günlük siyasi olaylar karşısında bile Bediüzzaman, “İman” dersi öncelikli ilgi alanını değiştirmemiş, kapısını herkese açık tutarak hizmetini sürdürmüştür. Risale-i Nur hizmetinin hiçbir zaman siyasi akımlarla organik bir ilgisi olmamıştır. Çünkü Risale-i Nur hizmeti bir siyasi hareket değil, iman hizmetidir. Bediüzzaman, insanlara Kuran'ın aydınlığını göstermek için “Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.” ifadesini kullanarak, herkesi potansiyel mü'min olarak değerlendirmiştir.
Bediüzzaman, dinin siyasi istirmarından şiddetle kaçınmış, fakat “siyaseti, dine hizmetkar yapma” anlayışında olmuştur. Siyasetin dini hayata hizmet etmesi ve dine dost bir tutum izlemesi onun önemli bir tercihiydi. Zira siyaset kurumunun dine dost olup hizmet etmesi devletin topluma hizmeti demekti.
Risalelerde, din adına, etnik köken esasına, baskıcı, aristokratik ve seçkinci kriterlere dayalı partileşme çabaları olumlu karşılanmamıştır.
Bediüzzaman seçimle iktidarın belirlendiği böyle bir siyasi vasatta insana topluma ve manevi değerlere saygılı iktidara en uygun ve yakın partinin seçilmesinden yana olmuştur. Desteklenecek böyle bir partinin en belirgin özelliği “Dindar demokrat” olmasıdır.
Bediüzzaman, ülkenin dış saldırılar ve işgallere maruz kalması karşısında silahlı mücadelenin gereğine ne kadar inandı ise, dahilde yani toplumdaki farklılıkları silahlı çatışma sebebi yapmayada o derece karşı oldu. Ona göre, aynı ülke içinde, aynı toplum fertleri birbirine karşı silahla cihat edemezdi.
Bediüzzaman, manevi hizmetlerde güç kullanılmasına kesinlikle karşıdır. Kendisine ve hizmetine karşı tahrik amaçlı yapılan ağır tazyik ve baskılar karşısında bile bu görüşünden vazgeçmemiştir.
“Din adına mücadele” gerekçesiyle sosyal ve siyasi karışıklıklara yol açarak masumların zarara uğraması, Risale-i Nur hizmetinde kabul görmemiştir.
Risale-i Nur'un Kur'an ayetlerine dayandırılan izahlarına göre, çağımızda din için silahla mücadele yolu kapalıdır. Bediüzzaman. Kur'andan aldığı dersin gereği olarak din adına şiddet kullanan bir cihat anlayışını Risale-i Nur hizmetinde kesinlikle reddetmiştir. Ona göre, inanç ve düşünceleri savunmanın en sağlıklı yolu, fikir ve vicdan hürriyetinin kabulü ve kullanılmasıdır. “Cihadı manevi”nin, yani iman ve islamiyeti bilgiye dayalı olarak hayata geçirip ikna metoduyla tebliğ edilmesidir.
Safa MÜRSEL
 
 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
(Bakara-120)

HADİS-İ ŞERİF

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim-Tevbe )

RİSALE-İ NUR

Risâle-i Nur'un hocası Risâle-i Nur'dur. Risâle-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidâdı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdânınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır." (Konferans)

GÜZEL SÖZLER

Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir....

(İmam-ı Gazali Ks.)