NurDergi

You are here: Ana Sayfa TARİH Babasının katili himaye ettiği adan çıkınca..

Babasının katili himaye ettiği adan çıkınca..

e-Posta Yazdır PDF

Bir insan düşününki intikam almak için her yerde babasının katilini arıyor ama aradığı katil kendi evinde yaşıyor. Hemde himayesine sığınmış birisi olarak.

Peki bu adam katilini tanıyınca ne yapar dersiniz. Siz böyle bir durumda olsaydınız ne yapardınız?
Hikayemiz Abbasiler döneminde geçiyor. Milâdî 750 tarihinde faaliyete başlıyan Abbasiler, bir hamlede o güne kadar hüküm süren Emevî saltanatına son vererek, iktidarı ellerine geçirmişler, sonra da her ihtilâlde olduğu gibi, eski hanedan mensuplarının ileri gelenlerinden, yaptıklarının hesabını sormaya başlamışlardı.
Kan dökücü Abdullah diye meşhur olan Seffah'ın yargılamak ve idam etmek üzere arattığı eski hânedan mensupları arasında, Emevîlerden (Süleyman bin İbrahim) de vardı. Bu zât başına gelecek olanı kestirmekte güçlük çekmediği için, kaçıp Kûfe'ye gitmiş, orada yıkık bir evin harebesinde saklanırken, yoldan at üstünde etrafı kalabalık birinin geçtiğini görerek, koşup atının ayaklarına kapanmış:
- Ey Allah'ın aziz kulu, ben düşmanları peşine takılmış bir garibim! Canımı kurtarmak için iltica edecek bir âlicenap kapı arıyorum, ne olur benden ihsanınızı esirgemeyiniz, himayeniz altında burada kalayım, diye yalvarmış, alicenap zât da, buna:
- Bize iltica edenler himaye görürler. Biz mazlumun dostuyuz, diyerek, konağında misafir kalabileceğini ifade etmişti.
Süleyman, konakta çok iyi bir şekilde misafir ediliyordu. Ancak, konak sahibi zat, aradan uzun bir müddet geçmesine rağmen, sabah erkenden atına binip telâşla konağından ayrılır ve akşamları üzüntü ve keder içinde geri dönerdi. Bu hâle dikkat eden (Süleyman bin İbrahim):
- Efendi! der. Allah'a çok şükür malınız, mülkünüz, dünyevî imkânlarınız tamamen yerindedir. Mutlu ve sevinçli olmamanız için bir sebeb yokken, akşamları eve dönünce yüzünüzde ciddî bir üzüntü görüyorum. Bunun sebebi nedir acaba?
Adam şöyle anlatır:
- Benim babam Kûfe'nin eşrafındandı. Emevilerin saltanatı zamanında Abdül-Melik'in torunlarından (Süleyman bin İbrahim), babamı haksız yere öldürttü. Şimdi sabahları çıkıp akşamlara kadar babamın katilini arıyorum; onun Kûfe'ye geldiği görüldüğü halde bir türlü bulamıyorum. Babamı haksız yere katledeni bulup intikamımı alamadığım için, duyduğum ızdırabım beni yakıp kavuruyor.
Bu cevap karşısında şaşıran (Süleyman bin İbrahim), babasını öldürdüğü adamın evine misafir olduğunu anlar. O gece sabaha kadar, vaktiyle işlediği cinayette ne kadar haksız olduğunun muhâsebesini yapar. Sabah olunca ilk işi, hane sahibinin huzuruna çıkmak olur ve şöyle konuşur:
- Ey Allah'ın mazlum kulu! Eline fırsat geçtiği gün astığı astık, kestiği kestik olan bir zâlim, işte karşınızda... Onu derhal babanıza yaptığının aynıyla cezalandırırsanız; hem siz intikamınızı alarak kalb huzuruna kavuşursunuz, hem de onu, bundan sonra bu kadar âlicenap bir evlâd yetiştiren bir babanın katili olduğu için duyacağı vicdan azabından kurtarmış olursunuz.
- Yani sen, babamın katili (Süleyman bin İbrahim) misin?..
- Ne yazık ki, evet!
Kûfe'nin bu asilzâdesi, babasının katilini uzun bir müddet, yukarıdan aşağıya süzdükten sonra, derince bir düşünceye dalar. Nihayet kararını verir:
- Kusurunu itiraf ederek karşımda boyun büküşün, benim beslemekte olduğum kin ve öfkemi bir anda söndürdü. Ne dersin? Ben seni şimdi bir kılına dokunmadan salıversem, bu cinâyetin yanına kalır mı? Yoksa babamın gittiği hakikat âleminde ikinizi de haklaştıracak âdil bir mahkemede yine hakkımız alınır mı?
- Elbette alınır!
- O halde, işte ben o mahkemenin vereceği âdil karara rıza göstererek, senin hakkındaki hükmü oraya havale ediyorum. Hemen burasını terkedebilirsin!
Fakat (Süleyman bin İbrahim), bir yere gidemeyeceğini, kendisinin müstahak olduğu cezaya çarptırılmasını ısrarla isterse de, bu âlicenap adam:
- Anlıyorum, gittiğin yerde barınacak paran yoktur. Al şu paraları da, gözümün önünden kaybol, yüz suyu dökmeden yaşa, diyerek bir miktar yol harçlığı ile baba katilini salar.
Ne var ki, (Süleyman bin İbrahim) dedesi Abdül-Melik'in nüfûzuna istinaden işlediği cinâyetin verdiği vicdan azabı içinde ömrünün sonuna kadar yaşar. Daha sonra hayata gözlerini yumarken, onun şöyle konuştuğunu duyarlar:
- Keşke cinâyetimin cezasını burada çekseydim! Gideceğim mahkemeyi yanıltmak mümkün değil! 
 

 
FacebookTwitterGoogle bookmarkDel.icio.usDiggIWIWSatartlapLinkter.huvipstart.huUrlGuru.huBlogter.hu

AYET MEALİ

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
(Bakara-120)

HADİS-İ ŞERİF

Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim-Tevbe )

RİSALE-İ NUR

Risâle-i Nur'un hocası Risâle-i Nur'dur. Risâle-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidâdı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdânınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır." (Konferans)

GÜZEL SÖZLER

Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir....

(İmam-ı Gazali Ks.)